Stresini yöneten kendisini tüketmez

Stres kelimesi, gerilimi ifade eder; Latince ‘stringere’ (gerilmek) fiilinden türemiştir. Sanılanın aksine, stres bir duygu değildir. Stres, gerçek ya da varsayılan bir tehlikeye karşı, bedenin verdiği doğal bir tepkidir. Fiziksel, zihinsel, duygusal, psikolojik ve sosyal süreçleri içerir.

Zihin, tehlike algıladığında beden gerilir ve ortaya çıkan korku, kaygı ve çaresizlik gibi deneyimlemesi zor duygular bireyi zorlayabilir. Stres esnasında, sinir sistemimiz uyarılır ve alarmda hissederiz. Tehlikeye karşı ‘savaş’ ya da ‘kaç’ gibi doğal tepkilere hazırlanmak için vücutta adrenalin hormonu yükselir; kalp hızlı atmaya başlar ve halk arasında stres hormonu diye bilinen kortizol hormonunun seviyesi yükselir. Beden bu denli aktifken, birey de patlamaya hazır bir enerji hissedebilir. O sırada, zihin tüm kaynaklarını algılanan tehlikeyi çözümlemek için yönlendirir. Bu denli yoğun bir çalışma içinde zihin ve beden, başka bir alana kanalize olmakta çok zorlanır. Bu nedenle, stresi hissetmek çok doğal ve koruyucu olsa da stresin, tehlikenin gerçek olmadığı zamanlarda yoğun deneyimlenmesi ya da kronik olarak deneyimlenmesi halinde, hayat kalitesini önemli ölçüde olumsuz etkilemektedir. Kronik stres halinde olmak; sinir, sindirim, dolaşım ve bağışıklık sistemlerimizin çalışma düzenlerini bozar. İşte bu noktada, birey ya kronik stresinin onu tüketmesine izin verecek ya da psikoterapiden destek alıp psikolojik dayanıklılığını ve esnekliğini arttırarak deneyimlemesi zor duygularla yüzleşecektir. İçinden çıkmak istediğiniz bir durumdan, yönetim becerilerinizi arttırarak ve niyetiniz doğrultusunda yapacağınız yüzleşme sonrası kurtulursunuz.

Stres, birden fazla süreç içerse de psikolojik temellidir. Aslında, stres savaşmamız gereken düşman değildir. Hiç kaygısız veya stressiz olmak, bireyi savunmasız ve tehlikelere açık bir duruma düşürebilir. Başarılı olmak, ilişkilerimizi sürdürmek ve tehlikelerden korunmak için yönetebileceğimiz kadar stres ve kaygı hissetmek gereklidir. Sağlıklı olmak dahi, biraz kaygılı ve stresli olmaya bağlıdır. Örneğin; bedenimiz de birkaç gün boyunca deneyimlenen bir semptom hissettiğimizde, sıfıra yakın stres hissediyor olursak bir doktordan randevu almaz; belki de kolaylıkla çözümleyebilecek bir durumdayken, olası hastalığın ilerlemesine neden olabiliriz. İlişkilerimizde de kaybetme korkusu ya da kaygısı ile stres hissetmezsek, uyumu yakalamamız mümkün olmaz. Bir ara çok popüler olan bir söylem olan, iyi ya da kötü stres diye bir ayrım yoktur. Sağlıklı olan, yoğun stresi regüle edebilme becerisini kazanmaktır. Psikoloji penceresinden bakıldığında, hiçbir şey iyi ya da kötü değildir. Dikkate alınması gereken, var olan durumla ilgili verilen tepkiler ya da alınan aksiyonların ne kadar işlevsel olduğudur. Örneğin; stres eşiğinin genetik olarak düşüklüğü ya da kalıtımsal olarak strese toleransın yüksek olması mümkündür. Çoğunluk, strese karşı toleransın yüksek olmasını yani serotonin hormonunun fazla salgılandığı kişileri, şanslı olarak değerlendirebilir. Stres toleransı çok yüksek olan kişi, büyük riskler alıp zararlı çıkabilir; hızlı yaşamı sonucu değer odaklılıktan uzaklaşıp anlam kaybı yaşayabilir veya kendisiyle ve ötekilerle ilişkileri yüzeyselleşebilir.

Geleceğe dair yüksek kaygı hissetmek, belki de hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir durum olsa da bugününün tehlikesi olarak algılanır.  Sürekli bir şeyleri ön görme gayreti ve kontrol davranışları içinde olmak, stresi önlemeye neden olmaz; tam tersi, stresi kronikleştirir. Çoğu zaman, tehlikenin kendisiyle zihinde algılanışı çok farklıdır. Yani, zihnin büyüteç etkisi vardır. Başımıza belki gelmeyecek, belki geldiğinde üstesinden gelebileceğimiz her şey için bugünü işkenceye döndürmek ne kadar işlevsel olabilir? İnsan doğasında, en zor olasılıkla dahi mücadele edebilecek şekilde donanımlar mevcuttur. Bu noktada, öz güvenimizle temasa geçmek kıymetli olacaktır. Şimdi ve burada hayatı olduğu gibi deneyimlemek, başımıza bir şey geldiğinde o zaman, içsel ve dışsal kaynaklara başvurmak canlı bir hayat yaşamımızı sağlar. Hayatta, durmadan seçimler yapmak durumunda olduğumuzu, bazen yükselip bazen düşebilecek olduğumuzu, başlangıçlar ve vedaların doğallığını kabul etmek, zor duyguları regüle etmeyi sağlar ve bedeni rahatlatır. Olumsuz olay olarak algıladığımız yaşantılarda, altında yatan mesajları okumak ve kendimize daha yakından bakmak için bilgece yaklaşım sergileyebiliriz.

 

Uzm. Klin. Psk. Özlem Nur Tulum

www.ozlemnurtulum.com

https://www.instagram.com/uzmanpsikologum_/