Tekrar eden sorunlarınızın çözümü çocukluğunuzda saklı!

İşlerinizin ve ilişkileriniz yolunda gittiği bir dönemde dahi, anlam veremediğiniz bir hüzün hissediyorsanız ya da güncel ilişkilerinizde sürekli benzer olaylar tekrar ediyorsa iyileşmemiş yaralarınızın olabileceğini söylemek mümkündür.

İyileşmemiş yaralarınızın olduğunu fark etmek, iyileşmeye giden sürecin ilk basamağıdır. Şimdiki zamanda, sorunların ve cevapların kaynağını, çocukluğunuzu psikoterapi seanslarına davet ederek bulabilirsiniz. Terapide, çocuk haliniz ile iletişim kurmak ve onun karşılanmamış ihtiyaçlarını şefkatle karşılamak mümkündür. Böyle bir yaklaşım, ilişkilenme şekliniz ve iletişim kurma yöntemlerinizde işlevsel bir gelişim sağlar.

Bazı durumlarda verdiğiniz tepkiler, diğer insanlara göre çok yoğun ve hatta mantıksız gelebilir; aynı şekilde, sizin pek üstünde durmadığınız bir durumda karşı taraf çok fazla etkilenebilir. Bugünümüzde olanlara verdiğimiz ‘aşırı’ tepkiler, duyguların çok yoğun yaşandığı ve herhangi bir yetişkin filtresi olmadan içselleştirildiği erken çocukluk döneminden ve bazen de ergenlikten tanıdık olduğumuz yaşantıların ve duyguların tetiklenmesinden kaynaklıdır. Yaşadıklarımız, bazen bizi çocukluğumuzdaki keyifli bir anıya bazen de hüzünlü, yalnız ve çaresiz hissettiğimiz adeta renklerin soluk olduğu bir anıya döndürebilir. Kimimiz, bunun üstesinden güçlü bir yetişkin iç sesi ile daha kolay gelebilirken; kimimiz içindeki çocuk çığlıklarını veya ebeveyninden içselleştirdiği eleştirel yahut cezalandırıcı sesleri dengelemekte zorlanır.

Psikolojide kabul görmüş bir yaklaşım olan; 0-8 yaş arası, yaşananların ve gözlemlenenlerin filtresiz içselleştirilmesi ve duyguların, anlamlandırılamadan çok yoğun yaşandığı bir dönem olması kaynaklı; bu dönem yaşanan, bireyin gelişimine olumsuz etki eden her olay, güncel yaşantılarla tetiklenebilir. Çoğu zaman, insanlar bu yoğun tetiklenmenin ve aşırı tepkilerinin nedenlerini anlamlandıramaz. Anlamlandıramadığı konular ise insan üzerinde kaygı oluşturur. Böyle bir döngüden; ancak, içsel çalışmalar yapılarak, kendi çocukluk döneminiz üzerinde düşünerek çıkmak mümkündür. Psikoterapinin, destekleyici kısmı ise duyguların sağlıklı bir yöntem ile ortaya çıkmaya alan tanıması ve tetiklenmenin kontrol edilemez ve acı verici boyutları için rehberlik ediyor olmasıdır.

Peki, 0-8 yaş arası olumsuz yaşantıların fazla olduğu bir çocukluk geçirdiysem ya da bağların tamamen kopmuş olduğu bir ailenin çocuğuysam bugün, gerçekten dengeye gelebilir miyim? Diye sorulduğunda; cevabım, bilimsel araştırmalar ve klinik gözlemlerle desteklenmiş, umut verici bir evettir. İnsanın iç dünyası, niyeti doğrultusunda yeniden düzenlenebilir. Geçmişteki travmaları, düştüğümüzde oluşan yaralara benzetebiliriz. Bazısının izleri zaman içinde geçerken, bazı büyük kazalar sonrası oluşan yaraların geçmesi için aktif olarak müdahale etmek gerekir. Ancak, tedavi sonrasında da iz kalabilir. Bu tamamen yaşanan durumun süresine, şiddetine ve birey tarafından algılanışına bağlıdır. Çocukluk dönemindeki travmalar için de iyileşebilir olduğunu; ancak, sızlatmayan bir iz şeklinde kalabileceğini söylemek mümkündür. Güncel olarak yaşadığınız ilişkisel, toplumsal ve iletişim problemlerinin ortak noktaları varsa çocukluk döneminizi çalışarak çözüme kavuşturabilirsiniz.

Her insanın içinde yer alan üç farklı benliği vardır. Bunlar; çocuk benliği, ebeveyn benliği ve yetişkin benliğidir. Çocuk benliği, erken dönem çocukluk yıllarını yansıtan ve o dönemki tepkileri içeren daha dürtüsel, asi veya sorgusuz uyumlu olduğunuz yanınızdır. Ebeveyn benliği, aslında ben olmayan sadece modellenen ve içselleştirilendir. Ebeveyn kimliği ortaya çıktığında annenizin ya da babanızın kişiliklerine benzeyen özellikler sergilerseniz. Ebeveyn benliğinde, baskın olarak ya eleştirel ya da koruyucu bir tutum sergilenir. Örneğin; partnerinizin hoşunuza gitmeyen bir hareketini, davranış bazında değil de kişiliğe bir eleştiri olarak yansıtırsanız ya da yakınlarınızın ufak hatalarında dahi eleştiri oklarını çıkarıyorsanız bu eleştirel ebeveyn benliğin aktif olmasıdır. Dışarda yürürken sevdiğiniz kişinin, üşüdüğünü düşünüp üstüne ceket vermeye çalışırken de koruyucu ebeveyn benliğiniz devrededir. Koruyucu ebeveyn benlik, çok masum gözükse de her daim sizin yerinize düşünen, bazı durumlarda sizi korumak adına bir şeyi yapmanız yahut yapmamanız adına ısrar eden biri zamanla baskı hissettiğiniz ve rahat edemediğiniz birine de dönüşebilir. Her zaman, her durumda dengelenmek çözüm yoludur. Çocuk benlik, daha ben merkezcidir; neşeli ve doğal olduğumuz anlarda bu benliğimizle hareket ederiz. Yetişkin benlik ise realitenin objektif olarak değerlendirilmesidir. Yetişkin benliğimiz, çocuk benliğin yoğun, ben merkezci ve dürtüsel hareketleri ile zorlayıcı olabilen ebeveyn benlikleri arasında denge görevini görür. Bugünü ve toplumsal varoluş şeklinizi hesaba katar.

Kendi ebeveynlerinden, modelleyip içselleştirdiği bilişsel çarpıtmaları, kalıp yargıları ve geçerliliğini yitirmiş öğretileri yetişkin olarak sorgusuz uygulayan birçok insan vardır. Bugününüzde, size hizmet etmeyen doğru veya yanlış olabileceğini sorgulamadan uyguladığınız ne gibi tutum ve davranışlar var hiç düşündünüz mü?

Her koşulda, çocukluk yılları karakteri şekillendiren, ilişkilenme ve varoluş şeklini belirleyen izler bırakır. Çocukluğunuzdan size kalan üzüntü, fark edilmeme ve öfke ise bu kapanmamış yaralar, psikoterapi sonunda yara izine dönüşür ve artık aynı şekilde etkilemez.

 

Sağlıklı günler dilerim.

Uzman Psikolog Özlem Nur Tulum

www.ozlemnurtulum.com

https://www.instagram.com/uzmanpsikologum_/