‘Organic Zeka’dan ince mesajlar

Travma uzmanı Steve Hoskinson “Organic Intelligence yaklaşımında, biyolojimizin verdiği mesajları görüp, doğal iyileşmeye destek oluyoruz. Yanlışa odaklanmak yerine, pozitif pekiştirmeyi öğreniyoruz” diyor.

‘Organic Zeka’dan ince mesajlar

Organic Intelligence (Organik Zeka) yaklaşımının kurucusu Steve Hoskinson eğitim vermek için geldiği İstanbul’da sorularımızı yanıtladı. Travma terapilerinin çoğunun “yanlış olan”a odaklandığını ve önce acı hissetmeden, iyi hissetme olmayacağı inancını taşıdıklarını ifade eden Hoskinson, insan biyolojisinin, doğru koşullar altında kendini dengelemeyi bildiğini söylüyor.

- Organic İntelligence (OI) yaklaşımından bahseder misiniz?

Diyelim ki zor bir deneyim ve zor duygular yaşadım. Bunların hepsi biyolojimizden geliyorlar. Dolayısıyla organizmanın, bizi bir insan sistemi yapan şeyin ne olduğuna bakıyoruz. Hücrelerimiz iletişime geçmeyi ve birlikte çalışmayı biliyor. Buna “biyolojik senkronizasyon” diyoruz. Bir araba gibi düşünürsek, parçalar birbiriyle ne kadar ilişki halinde ise, o kadar iyi performans gösteririm. Şunu anladık ki, sistemimiz uyumdan çıktığında, organizmamız etkin çalışmak için tekrar uyuma dönmeye çalışıyor. Doğru koşullar altında biyolojimiz kendini organize ediyor.

Organic Intelligence ile biyolojinin verdiği bu ince mesajları görüp, sistemimizin düzenlenmesine destek oluyoruz. Biyolojimizin verdiği sinyalleri düzenli olarak dinlersek, zamanla sistemimiz çok daha yüksek bir koordinasyon seviyesine gelir. Ama bu sinyalleri kaçırıyoruz. Çünkü bir koşullanma var. Yanlış olana odaklanma halimiz var. Dikkatim neyin yanlış olduğuna çekilip duruyor. OI’da buna “yanlış olan ne” dikkati diyoruz.

- İyileşme için biyolojimizin sinyallerini nasıl görebiliriz?

OI’da, insanlara zaten sistemlerinde bulunan pozitif pekiştirmeye geçiş için destekte bulunuyoruz. Bu sinyaller genelde çok basit. Bazen topluluk içinde, saçımıza, kulağımıza dokunuruz, sallanırız, kalem çeviririz. Bunlar sistemimizden gelen ve yardım etme niyeti olan biyolojik mesajlar. Biz de bu dili konuşmayı öğrenmeye ve bizi yeniden normale götürecek, organize edecek mesajı almaya çalışıyoruz.

İyi hissetmek ve o iyi hissetmekten doğan bir başkalarını umursamanın da olabildiği bant genişliği var. Eğer sistemim hem duyulardan hem bedenden gelen çok fazla bilgiyi işlemek zorundaysa ve aynı zamanda dikkatim yanlış olandaysa, gergin oluyorum ve etraftan gelen bilgileri yorumlayışım buna göre değişiyor; arkamda öksüren adam boğuluyor mu, ona yardım etmeli miyim? Yani sistemim savaş-kaç moduna geçiyor. Burada yüksek yoğunluk oluyor; sistemin işleyebileceğinden fazla veri. Ve benim bant genişliğim verinin yoğunluğu ile zorlanıyor. Yeterince zorlanırsa ve ben bilgiyi işleyemezsem, o zaman sistemim girdiyi kapatmaya başlıyor ki beyin arka planda bu yoğun bilgiyi işlemeye devam edebilsin. Buna da donma tepkisi diyoruz. Çünkü sistem duyguya, harekete, konuşmaya erişimi kapatıyor. Çıldırdığımız anlar mesela; düzgün düşünemez, konuşamayız. Eğer sistemimiz etkin bir şekilde bilgiyi işliyorsa, yetişiyor.

Dışarıda olan bitene odaklanmak

- Her acı olay travma mıdır?

Travmanın gerçek nedeni biyolojik senkronizasyonun bozulmasıdır. Yoğun duygu ve düşünceler geldiği zaman, bu salınımların doğal ilişkisini bozuyor. Biyolojimiz stabil bir hal istiyor ama bunu koruyabilmek için de, “yanlış olan ne”ye kitlenmiş durumda. Biyoloji aslında travmayı umursamıyor, stabiliteyi önemsiyor ki dağılmayalım, aynı olalım ki bu yüzden değişim zordur. Bant genişliğini ve bilgi işleme kapasitesini büyütmek istiyor. Kompleks bilgiyi işleme kapasitemizi ne kadar artırırsak ilişkilerimizde, kabilemizde de o kadar iyi oluyoruz.

- Acıyla nasıl baş edebiliriz?

İnsanlar acıdan uzaklaşmaya çalışıyor ama başladıkları yere geri dönüyorlar çünkü acılarına bağımlılar. Çünkü biyolojinin stabil kalma isteğini onurlandırmadan, sistemi değiştirmeye çalışıyorlar. Aslında bu stabiliteyi korumak için kullanabilecekleri araçlar var. İlki, birçok terapinin söylediğinin tam tersi. İçeride olup bitene odaklanmayı kesip, dışarıda olan bitene odaklanmak, yani oryantasyon. İkincisi de iyi şeyleri deneyimlemek.

‘Organic Zeka’dan ince mesajlar

“Oryantasyona izin vermeliyiz”

“Oğlum küçükken, bir gün koşarken yüzünün üstüne düştü. Herkes ona yardım etmek için koştu. Ben hayır yapmayın dedim. Kafasını kaldırıp etrafa baktı, beni gördü ve sonra onu kucağıma aldım. Düşme anında, çok büyük sempatik uyarılma oluyor. Ve sonra çarpma gerçekleşiyor. Fırtına öncesi sessizlik gibi. Düşerler, sessizlik olur, sonra yaygarayı basarlar. Düştüklerinde sistem hareket, duygu ve bilişi kapatıyor. Sonra bilgi işleniyor, eşiği geçmeyecek hale gelip içeriği girdiğinde yaygarayı basıyor. Ondan önce oryantasyon oluyor. Düşüyor, sessizlik ve oryantasyon. Ben ona kafasını kaldırana kadar dokunmadım çünkü o sisteme daha fazla bilgi ekleyecekti. Seslendim, orada olduğumu söyledim. Ağlamaya başladığında onu tutuyordum zaten. Oryantasyona izin vermek çok kilit. O bilgiyi yeteri kadar alıp, işlemezse oryantasyon olmuyor.”
Daha fazla bilgi için:
www.organicintelligence.org