Herkese merhabalar,
Bu yazımda sizlere bana ulaşan bir mektubu hiç değiştirmeden ileteceğim. Bu mektup o kadar içten ve samimi bir üslup ile yazılmış ki sizinle paylaşmadan yapamazdım. Burada satırlara dökülen duyguları kendime saklamayı bir an olsun düşünmedim, bu köşede sizlere gözlemlerimi, deneyimlerimi ve taktiklerimi aktarırken, gerçek yaşamdan sımsıcak duyguları da ortaya koymak istiyorum.

Ne var biliyor musunuz?
Muazzam yoğun teknoloji ağı içerisinde samimi birkaç sözü ve hissi kaçırıyoruz, eskiden vardı bunlar ama artık nadiren bulunuyor. Bu sebeple ilişkiler ayrılığa, evlilikler boşanmaya gidiyor; insanların arasına sonsuz mesafeler giriyor. Oysa karşınızdaki insanın gerek neşesinde gerekse öfkesinde bir gram samimiyet görseniz kendinizi ona teslim edeceksiniz; ancak bunu görememek insan ruhunu çürütüyor, var olan duyguları da bir anda yok ediyor.

Ne kadar garip değil mi? Her şey bir anda oluyor, tek bir anın içerisine binlerce duygu giriyor, karmaşa içerisinde kalıyor ve hayatımızla ilgili kritik kararlar veriyoruz. Duygularımız ile aklımız arasında bocalıyor ve hayata bir yerlerden yeniden başlamaya çalışıyoruz.
Sözleri kıymetli okuruma bırakmadan önce kendisinden bu duygularını sizlerle paylaşmak için izin aldığımı belirtmeliyim, şöyle söyledi: “Benim yaşadıklarımı yaşayan kadınlara bir ışık olabilir, paylaşırsanız sevinirim.”
Hep söylediğim gibi; tek bir insanın hayatında iyiye giden bir yol açıyorsak, bizler yeryüzünde görevimizi yapmış ruhlar haline geliyoruz ve hiç tanışmadığımız insanların hayatına dokunmak, benzersiz bir tecrübe…

“Kıymetli Adil Bey,
Ben sizin videolarınıza ne zaman takıldım inanın bilemiyorum eminim uzun zaman olmuştur. Size bu mektupta dürüst olacağım ben ilk başlarda sizi antipatik buluyordum, özellikle gülüşünüz o ani kahkahanız beni şaşırtıyordu, çok iddialı bir gülüşünüz vardı (iddialı gülüş ne demekse! O zamanlar ne kadar da şekilciymişim) sonra başka videolarınızı açtığımda bir şey dikkatimi çekmeye başladı, siz olduğu gibi, kendini sevdirmeye çalışmadan, kendi tarzında anlatım yapan birisiniz. İlk başlarda bunu fark etmemiştim, dikkatli bakınca görmeye başladım.

Ben kırklı yaşlarımda sektöründe ciddi bir itibara sahip iş kadınıyım, başarılı olduğumu söylerler, siz bahsediyorsunuz ya hani iş hayatımda her şeyi başardım da ben neden bu erkekleri çözemiyorum diyen familyanın bir üyesiyim. Bu durumda erkekleri anlamak için internette gezinirken sizi dikkatle takip etmeye başladım ve taktiklerinizi uyguladığım zaman beklemediğim sonuçlar aldım, bunu görünce size olan inancım ve güvenim arttı.

Fakat sonra hiç olmadık bir laf ettiniz ve ben size kızmaya başladım, o kadar doğru bir laf ettiniz ki ben bununla yüzleşmeye hazır değildim. Ekranda izlediğim bu şapkalı adamın benim hayatıma bu kadar teklifsizce dokunması sinirlerimi bozmaya başladı ve bir süre sizi izlemedim, hatta bir arkadaşım sizden bahsedince “Bırakın ya şu adamı” demeye başlamıştım.” Yani sizinle kurduğum tek taraflı ilişkim kısa sürmüştü fakat sizin bundan haberiniz bile yoktu…

Sinirlerimi bozan cümleniz ise gece uyurken bile aklımdan çıkmıyordu, sürekli bunu düşünüyordum ve bir saplantı halini almaya başlamıştı, kurtulamıyordum.

Nasıl tarif edebilirim ki?

Hani bilgisayarda bir hatırlatma koyarsınız on beş dakikada bir masaüstüne gelir ve sizin başka işleri yapmanıza engel olur; işte öyle bir cümle gibiydi, ben ne yaparsam yapayım sürekli karşıma çıkıyor ve bana engel oluyordu.
Bir gece, uzun zamandır yakamı kurtaramadığım sırtlan sevgilim beni yine üzmüştü ve üç senedir onun saçmalıklarına katlandığımın farkında olmama rağmen ondan kurtulamıyordum. Evde yalnızdım bilgisayarı açtım, gece yarısını geçmişti ve ben artık uyuyamıyordum, sırtlan sevgilim bana gelmek istiyordu, amacı sadece cinsellikti ve beni kandırmak için her zaman yaptığı gibi güzel cümleler kuruyordu. Onu -ilk defa- reddettim ve onu sizinle aldattım, yani sizin videonuzla.

Beni uyandıran, sinirlendiren ve aynı zamanda sizden nefret ettiren o cümleyi aradım ve şaka gibi hemen karşıma çıktı: “Babanıza benzeyen bir adamla olduğunuzda babanızdaki sorunları çözmeye çalışmayın!” İşte Youtube Videonuzdaki cümle buydu!
Bıçak gibiydi, bu cümle ruhumu kanatmıştı, siz beni yaralamıştınız… Ben size kızgındım ama sizin haberiniz yoktu. Basit bir gerçeği ifade ederek bir kadını ne kadar yaraladığınızı bilmiyordunuz çünkü ben her ne kadar başarılı bir iş kadını olsam da basit gerçeklerle yüzleşecek kadar cesaretli bir kadın değildim.

“Bu adam oturduğu yerden benim ruhumu nasıl kanatabiliyor?!” diye bağırmıştım ekranda sizi izlerken ve sırtlan erkek arkadaşıma “Gelme” dediğim o gece iyice kanamak istedim, kendimle yüzleşmek istedim, neden bilmiyorum Adil Bey ama o gece ben buna hazırdım. Adam babamın tüm özelliklerine sahipti, sorumsuz, duyarsız, ilgisiz, kötü davranan kaba bir adamdı ve ben küçük bir kızken babama söyleyemediğim sözleri ona söyleyip duruyordum, belki değişir ve beni gerçekten sever umuduyla… Olmadı.
Üzülüyorum ki siz haklıydınız, boş bir çabaydı benimkisi…

O gece ekranda sizi tekrar izlerken göz yaşlarım klavyeye düştü ama kabullendim, yıllar önce kaybettiğim babamın artık hayatımda olmadığını ve ona benzer adamları alarak büyük bir hata ettiğimi kabul ettim. Bu benim için zordu, gerçekler acıtır ve kabul etmek zordur.
Sonra, şöyle bir söz ettiniz: “Aslında doğru adamlar var, hem de yakın çevrenizde bile olabilirler ama sizin algınız yanlış adamlarla, eski sevgililerle ve bitmeyen saplantılarla dolu olduğu için doğru adamları görmezden geliyorsunuz…”
Bir an düşündüm bunu duyunca, aklıma o anda bir yüz geldi, uzun zamandır ona bir şans vermemi bekleyen bir adam geldi ve ben nedense ondan hoşlanmıyordum.

Hoşlanmayacak kadar tanıyor muydum? Elbette hayır.

Sadece çok mükemmeldi, sorunsuz, problemsiz, hayatta her şeyi yoluna koymuş bir adamdı ve babama hiç benzemiyordu… Alışkın değildim böyle adamlara, ben problemli tipleri düzeltme çabasıyla yaşıyordum, benim anladığım özel hayat bundan ibaretti.
Oysa biz kadınlar gerçekte ne istiyoruz? Mutluluk istediğimizden emin miyiz?

Sizinle ekranın karşısında yine sizin haberiniz olmadan bir barış yapmış olduğum için sizi dinledim ve bu adama bir mesaj attım. Görüştüm onunla. Bir kahve içtik sohbet ettik, garipti. Sanki daha önce hiç yemediğim bir yemek gibiydi, meğerse kendimi kuru fasulyeye hapsetmişim. Bunu okurken kahkaha attığınızı biliyorum ama hep siz bizi güldürecek değilsiniz ya! Sahiden ben hep kuru fasulye kılıklı tatsız adamlara şans vermişim.

Ben bu adamla bir yıldır birlikteyim ve zamanla tanıdıkça beni o kadar mutlu etti ki, ben ona düştüm… Kendimi onun dingin ruhuna bıraktım ve yüzüyorum Adil Bey, ben artık yüzmeyi öğrendim, gerçekten sevmeyi öğrendim. Kendi ön yargılarımı ve şekilci zihnimi bir kenara bıraktım, kendi sınırlarımı aştım ve orada, bilinmeyen uzaklarda yeniden kendimi buldum. Bir yaz gecesi Bozcaada rüzgarında onun gözlerine bakarken yeniden aşka inandım…

Bizi üzen ve yıpratan adamlardan uzakta, bir mutluluk var…
P.S: O kahkahanız sizin ele avuca sığmayan ruhunuzu yansıtıyor ve oturduğum yerden sizi yargılamayı bıraktım. Sizin yeryüzüne neden gönderilmiş olduğunuzu sonunda anladım…”

 

Sizi sevdiğimi tek bir an olsun unutmayın…
Görüşmek üzere
Adil Yıldırım

Twitter: @authoradilyldrm

Instagram: @adilyildirimyazar

YouTube: Adil Yıldırım