Herkese merhabalar,

Yaşadığımız dünyanın geçirdiği bu karmaşık dönemde şunu bir kez daha görüyoruz: kültürler ve inançlar farklı olsa da insan özünde aynı varlık, dünyanın her köşesinde aynı acıları ya da aynı mutlulukları yaşıyoruz, nedense bu sadece insanlığın yaşadığı zor zamanlarda ortaya çıkıyor. Göz yaşlarının rengi farklı olabilir mi? Hepimiz bütünsel bir sistemle birbirimize bağlıyız ve aslında aramızda hiçbir fark yok, olduğunu düşünüyoruz sadece. Hayatta kalma içgüdüsü en temel ihtiyaç olarak kendini gösteriyor ve insanlar hayata tutunabilmek ve içlerindeki yaşam sevincini koruyabilmek için her şeyi yapıyorlar. Bu kadar zor bir dönemden geçmesine rağmen İtalya’da insanlar balkonlardan şarkılar söylüyor ve mağdur edebiyatından uzak duruyorlar; neşelerini korumaya çalışıyorlar.

İlk ve en temel ilişki insanın kendiyle olan ilişkisidir. Bu ilişkide eksik noktalar olduğunda insanın başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilmesi imkansızdır. Ne kadar gariptir ki mecburi koşullar altında eve kapanan insanlar ister istemez kendi içlerine dönmek zorunda kaldılar. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım bana şöyle diyordu: “Kitap okumayı özlemişim, aslında biliyor musun bu günlerde kendimle ilgili çok fazla şeyi fark ettim, mesela kendimden uzaklaşmışım, kitap satın alıyordum ancak okumuyordum, satın aldığım bazı kitapları gördüğümde ben de şaşırdım hepsini bir kenara koyup unutmuşum. Kendimle baş başa kalmayı da özlemişim, nedense son yıllarda hep birileriyle olmak, yalnız vakit geçirmekten kaçınmak gibi bir alışkanlık edinmişim. Nedense? Sonra evde geçirdiğim günlerde bunun sebebini anlamaya başladım; meğer beni rahatsız eden bazı olaylar yalnız kaldığımda üstüme gelmesin diye kaçıyormuşum, hepsiyle yüzleştim, evde yalnızken buna mecbur kaldım ve iyice düşündüm. Sonra kendime dedim ki yapacak bir şey yok hepsi birer deneyim yaşandı ve geride kaldı. Rahatladım, korkacak bir şey yokmuş tek yapmam gereken biraz yalnızlık ve yüzleşmeymiş. Bunu anlamak da güzeldi.”

İnsan, eninde sonunda, tüm bu marka ve gösteriş merakından kendine dönmek zorunda olan bir varlık; kendi özüne, ruhunun derinliklerine dönüp yüzleşme yaşamak zorunda. Bunu ertelediği sürece, yaşantısında gerçek bir tatmin duygusuna ulaşamaz. Şöyle düşünün, ruhunda büyük bir delik olan insan, dış faktörlerin getirdiği tatminden ne kadar beslenirse beslensin kendini tamamlanmış hissedemez. Önce kendine ulaşmak ve ruhuyla barışmak zorundadır. Bundan kaçış yok. İşte bu günlerin böyle getirileri de var. Sizlere farklı bir pencere açıyorum.

Öte yandan, insanın başkalarıyla ilişkileri de son derece ciddi bir testten geçiyor. Örneğin iki ay önce tanıştığı bir erkeğin ilk birkaç haftada gösterdiği insanlık dışı ilgiden etkilenen (günde yedi bin mesaj ve altı yüz arama vs) bir genç kız, son bir aylık süreçte flörtünün ortadan kaybolmasına şaşırıyor. Bunda şaşılacak bir durum yok; her zaman söylüyorum bir insanın size ilişkinin başındaki birkaç haftalık süreçte gösterdiği ilginin fazla bir önemi yoktur, normalde günde birkaç defa aramak ve mesaj atmak bir ilişkiyi ayakta tutar ancak bunun çok ötesinde arama ve sormalar sırtlanların özelliğidir ve onlar cinselliğe giden yolu kısaltmak için aşırı ilgi gösterirler, hepsi bu. Eğer cinsellik konusunu hiç açmadan ve yakınlaşmadan ilgi gösteriyorsa o zaman sana aşık olmuş olabilir. Bunu da ilk üç ayda anlarsın. Sabırla onu gözlemleyip ilgisinin ne kadar sürdüğüne bakmalısın. Eğer böyle bir süreçte ortadan kayboluyorsa demek ki senin nasıl olduğuna önem vermiyor. Sadece cinsellik yaşamak istedi ve bu sürecin getirdiği koşullar nedeniyle artık mümkün olmadığını anladığı için daha fazla ilgi göstermeye gerek duymadı. Hepsi bu. Yani, özetle: sana ilgi göstermiyordu, seninle cinsellik yaşama ihtimaline ilgi gösteriyordu. Acı ama gerçek. Sırtlanlar, kadınların ilgiye bayıldığını çok iyi bilirler.

Etrafında dolaştığım konuya gelmek üzereyim sevgili okurum; sırtlanları bir kenara bırakalım. Bir alfayla birlikteyseniz ve eğer ilişkiniz iyi giderken bu sürece yakalanıp kalbinizi çalan insandan uzak kaldıysanız, o zaman neler yapmalısınız?

Her zaman olduğu gibi beş maddede sizlere açıklıyorum:

1. Tartışmanın zamanı değil; mecburi koşullar nedeniyle ayrı kaldığınız bu süreçte tartışmalardan uzak durun. Sizden uzak kalmak ve hayatında olan biten birçok şey onu sinirlendiriyor olabilir, siz alttan alın ve “Ben seninle tartışmak istemiyorum, sana ihtiyacım var” diyerek konuyu kapatın. Tartışmalarda kimin haklı kimin haksız olduğu bu dönemde pek de önemli değil (aslında hiçbir zaman önemli değildir, önemli olan ilişkinin tartışmalardan kazançlı çıkmasıdır) dolayısıyla konuyu uzatmadan kapatın ve birbirinizi geren veya kısıtlayan tavırlardan uzak durun. Küsmek, şu dönemde ilişkileri en çok yıpratan davranış çünkü kendini iletişime kapatan insanlar, araya mesafelerin girdiği böyle bir dönemde, duygusal paylaşıma ne kadar zarar verdiklerini bilmezler.

2. Biliyorsunuz eve sipariş dönemini yaşıyoruz. Herkes online sitelerden siparişini veriyor hatta market alışverişi bile bu sitelerden yapılıyor kapınıza kadar getiriyorlar; sevgilinin market alışverişini yaparak adresine göndermenin tam zamanı. Özellikle sevdiği şeyler varsa, mesela bayıldığı bir gofret veya yemeden duramam dediği bir çikolata, işte onu almayı sakın unutma. Onu ne kadar önemsediğini göstermenin güzel bir yolu üstelik sürpriz olarak yaparsan aniden kapısı çalıp alışveriş torbalarını gördüğünde oldukça şaşıracaktır. Kadınlar sürprizleri severler.

3. Malum herkes kitaplara veya filmlere gömüldü, romantik komediler bence bu dönemin modasıdır çünkü herkes zaten gergin ve sinirli, komedi filmleri gevşemek ve biraz gülmek için iyidir. Bu salgın nedeniyle dijital çağa geçtiğimizi düşünüyorum, bu bir milat olacaktır, işte bu dijital çağa geçerken bize insan olduğumuzu hatırlatan duygusal komediler bence ideal bir seçim. Bu filmleri altyazılı izlerken, tam da “Seni seviyorum” yazan bir sahnede ekranı dondurun, ekran resmini ona yollayın. Altına hiçbir şey yazmanıza gerek yok. Her anınızın onunla dolu olduğunu göstermenin harika bir yolu.

4. Eski resimlerinizden güzel bir albüm yaparak ona gönderin. Bunun için çok sayıda uygulama var, kendi resimlerinizden bir albüm olabilir, örneğin daha önce onunla paylaşmadığınız lise yıllarınıza ait resimleri onunla paylaşmanız aranızdaki bağı güçlendirir. Ayrıca, onunla çektirdiğiniz ve üzerinden uzun zaman geçen resimlerinizi de hatırlatmak için bu albüme koyabilirsiniz; her zaman söylediğim gibi erkekler anı biriktirerek duygu oluştururlar, siz de onda duygu oluşturan anılarınızı bir araya getirerek ona gönderin, etkisini göreceksiniz.

5. Kim demiş bu günlerde karşılıklı oturarak akşam yemeği yiyemezsiniz diye? Bilakis, teknolojinin nimetlerinden faydalanmanın tam zamanı diye düşünüyorum. Görüntülü konuşma esnasında yemeğinizi yiyebilir ve akşamınıza renk katabilirsiniz. Hatta yemek yaparken birbirine tarif veren çiftler bu işi biliyorlar. Ben size şu kadarını söyleyebilirim; seven insan bir yolunu bulur ve sevdiği kişiden kopamaz, ayrı şehirlerde veya ayrı ülkelerde olması bir şeyi değiştirmez, elinden geleni yapar ve bugünün olanaklarından sonuna kadar faydalanır.

Belki de bugünlerde, tam da bu dönemde, birlikte olduğunuz insanın size gerçekten ne kadar değer verdiğini, size ne kadar bağlı olduğunu anlayabilirsiniz. Hiç şüpheye yer bırakmadan ilişkileri teste tabi tutacak bir dönemden geçiyoruz, olaya bir de bu açıdan bakmanızı öneririm. Peki evli çiftler evde nasıl vakit geçirebilirler?

Onu da sizlerle paylaşacağım.

Sevgiyle kalın,

Görüşmek üzere,

Adil Yıldırım