Son dönemde özellikle hizmet sektöründe iş yapanların çok kullandığı bir kavram var: Alma- verme yasası. Fakat bu “Alma-verme yasası” aslında spiritüel bir kavram iken nasıl oldu da kapitalist sisteme hızlı bir geçiş yaptı?

Deepak Chopra’nın kaleme aldığı “Başarının 7 Spiritüel Yasası” (Pozitif Yayıncılık) kitabındaki ikinci yasa olan Alma-Verme Yasası; şimdilerde iş hayatında şöyle kullanılıyor:

Diyelim ki yaptığınız işin karşılığını istemeye utanıyorsunuz. Sizden hizmeti alan kişi hele de tanıdık ise, ‘eşten dosttan para mı istenir’ şeklinde, paranızı talep etmekten sizi alıkoyan bir duygunuz var. İşte orada, alma-verme yasası imdadınıza yetişiyor ve cevabı yapıştırıyorsunuz: “Şekerim ben sana bedava da yaparım ama biliyorsun, alma-verme yasası… Bunu çiğnememek için bir ücret almalıyım”. Böylelikle hem bedavadan iş yapmamış oluyor, hem de paranızı istemek için akıllıca bir gerekçe bulmuş oluyorsunuz.

Peki, alma verme yasası gerçekten bu mu? Bir şey yaptığımızda karşılığını anında istemek mi? Her şeyi kendi çıkarı için saptırma konusunda insanın zekâsı hayranlık verici…

Bence doğru olan; kime olursa olsun bir hizmet verdiysen, yasa vs. bahanelerin arkasına sığınma. Doğrudan paranı talep et. Bunu yasaya ya da bir şeye bağlamak zorunda değilsin. Ya bir iyilik yap, denize at ya da hizmetinin karşılığını iste. Samimiyet ve dürüstlük her zaman kazanır. Elbette hizmeti alan kişiye düşen görev de “Para dosttan, arkadaştan kazanılır” felsefesini benimseyerek arkadaşından aldığı hizmetin hakkını vermektir. “Ne var canım, iki dakikada yapıver işe” diye düşünmemektir. Yoksa daha çok duyarız, iş piyasasında “alma verme yasası” laflarını…

Gelelim işin iyilik kısmına… Bende alma verme yasası şöyle işliyor: İyilik zaten alışveriş konusu değildir. Benden bir iyilik istiyorsan al ve lütfen karşılığını ödemeye çalışma. Çünkü sen değil bana ilahi düzen zaten verecektir her yaptığımın karşılığını.

İyi şeyler olur, iyi şeyler yaparsan…