Geçmişi neden özlersiniz?

İlişkiler her zaman istediğiniz gibi gitmez. Bazen bitirmek gerekir. Sevmeniz ya da kalmayı istemeniz durumu kurtarmaya yetmez. Önce kafanızın içindeki kapıyı çekip zihninizde yola koyulursunuz. Sonra bedeniniz de oradan ayrılır. Peki, ya ruhunuz? Peki, ya ara sıra ansızın aklınıza düşen, geçmişten bir kare? Onların ne anlama geldiğini düşünmeye başlarsınız. Siz anları düşündükçe anlar çoğalır. Siz ardışık anları düşünmeye gayret ettikçe aklınıza en son gelen an, kafanızdaki kapıya elinizi uzatmadan önceki andır. Peki, niye böyle olduğunu hiç düşündünüz mü?

Muazzam bir özlemle tetiklendiğiniz an, nasıl olup da ayrılık karesine kadar domino taşı gibi yıkılıp sizi etkiledi? Bunun ana sebebi, geçmişi özlediğinizi sanarak bilinçli şekilde hatırlamaya çalıştığınız anlardan kaynaklanır. Bilinçli şekilde geçmişteki konuyu düşünmeye gayret ettiğinizde zihniniz durumu, kişileri ve olayları adeta en son haliyle hatırlamaya programlıdır. En sonda olan enerji her neyse onu anımsarsınız. Sonrasında da geçmişi özlediğinizi düşünebilirsiniz. Ya da duruma, kişiye veya olaya karşı öfkenizi tazelemeye meyledebilirsiniz. İşte ben de tam burada, farkındalık olması amacıyla farklı bir bakış açısı katmak istiyorum.

İnsan geçmişindeki konuyla ilişik tüm anları özlemez. Mutlu, canlı yaşadığı anları özler. Kendi gerçekliğini hissettiği, anlam yüklediği, tüm hücrelerinin orada olduğu anları özler. O özel anlardan birini hatırladığında, duygularının sesini dinleyerek o anın farkındalığını yaşarsa, zihninin o anı gözlerinin önüne getirmesine izin verirse aynı hissi tekrar ruhunda ve bedeninde hissedebilir. Beden frekansı yükselen kişi tetiklendiğini fark etmeden ağlayabilir ya da niye aklına geldiğini düşünebilir. Bir anda öylece kalabilir. Bu, çok önemli bir andır çünkü daha önce de söylediğim gibi zihin o kadar sonuç odaklı çalışır ki genellikle durumları, kişileri ya da olayları en son haliyle hatırlamayı seçer. Oysa bir bütün olarak bakıldığında her şey siyah ve beyaz kadar ayrı olmayabilir. Hep kötü gitmemiştir. Her şey, her zaman sizin gitmeniz için yapılmamıştır. Kendinizi çok iyi hissettiğiniz anlarınız da olmuştur. Bir olayı, kişiyi ya da durumu geride bıraktığınızda, ondan aldığınız tüm pozitifliği kestiğinizde, onu yok saydığınızda varlığınıza kattığı tüm artıları da bloke etmiş olursunuz. Oysa her şeyiyle bütün bir süreçti ve şimdi bir sebepten dolayı zihniniz çekim hissederek sizi o ana geri götürdü. Şimdi burada tekrar içine çekildiğiniz anın varlığını kabul edip sonucundaki tüm öfkeyi tüm sürece yüklemek yerine o an öyle hissettiğinizi düşünmek, zihninizdeki domino taşlarından ilkinin düşerek diğerlerini de devirmesini engeller. Geriye dönük bir anın içine ansızın düşmeniz ve o andaki duyguyu tanımanız o süreci zihninizde pozitife çevirmeye yeterli olmaz. Bu yüzden duruma karşı acaba pozitifleşiyor muyum diye paniğe gerek yoktur.

Bazen kişiler geriye dönüş yolu kalmasın diye aradaki tüm köprüleri yıkabilir. Aynı şekilde geriye dönmek isteyen bir kişi de geçmişe dönük tüm pozitif anlardan kendine yeni bir köprü ya da alternatif bir yol yapabilir. Bunlar birer seçimdir. Benim burada aktarmak istediğim şey, geride kalmış, tükenmiş, seçimlerinizi yaptığınız bir konuda o ana çekim hissettiğinizi fark etmeniz... Herhangi bir sonuçlandırma yapmadan o anı görmeniz... Duygunuzu tanımanız... Bazen öfkeyle, kırgınlıkla sonuç odaklı olmayı tercih edebilirsiniz. Geriye dönük olarak hatırlamaya gayret ettiğiniz anların canınızı acıtmasından ya da sonucu etkileme ihtimalinden kaynaklı olarak zihniniz kendini korumak için süreçteki duygulardan sizi uzaklaştırabilir. Duyguyu yakaladığınızda ve varlığını kabul ederek o anı sadece özlediğinizi fark ettiğinizde belki de güçlü görünmek adına kendinizde dondurduğunuz duygular da aktifleşecektir. Nasıl ki mutluyken gülmek normalse, üzülmek de, ağlamak da, ayrılmak da normaldir. Hepsi insana ait, hepsi bir bütün...

Bilinçli farkındalık, kişinin tüm yargı ve sonuçlandırmalardan uzak şekilde dikkatini şu ana vererek meydana gelen, deneyimlenmesi gereken konulara bilinçli bir şekilde yaklaşması halidir. O zaman şimdi, şu an ne hissediyorsanız, iyi-kötü, doğru-yanlış demeden kendinizi, yaşanmışlıklarınızı, tecrübelerinizi, olasılıklarınızı, güçlü ve zayıf yanlarınızı, kısacası her halinizi, her anınızı kucaklayarak şu anınızda gerçek ve anlamlı kılabilirsiniz.

Ansınızın gelen o an da size ait. Diğer duygu ve anlar gibi misafir edilip geçip gitmesini, farkındalıklı bir gözle bakıp devam edebilmenizi ve aldığınız her nefesin gerçekliğini hissetmenizi; bakmakla görmek, duymakla anlamak gibi anımsamakla hissetmek arasındaki farkı da fark etmenizi seçiyorum.

Sevgi KELEŞ

Kişisel Gelişim Dersleri Eğitmeni - Yazar