Disiplin kelimesi size ne çağrıştırıyor?

Benim için yukarıdan bakan çatık kaşlar, çocuğa doğru yöneltilmiş sallanan bir baş parmak, çocuğa faydası olmasa da sırf bir büyük istediği için uygulanan kurallar, yapılması gereken zorunluluklar, kurallara uyulmadığı taktirde, odasına gönderilen çocuklar, sevdiği eylemden mahrum bırakılan evlatlar, yani ceza için hayatlar… Hep olumsuz duygular hissettirir; korku, endişe, üzüntü, yalnızlık, özgüven eksikliği. O yüzden, günümüzde ‘pozitif disiplin’ kelimeleri çok popüler bir yaklaşım olsa da, ben onu pozitif iletişim diye duymayı tercih ediyorum. Aksi taktirde, içimdeki negatif hisler uyandığından, disiplin pozitifine bile kanalize olamıyorum. Aslında pozitif disiplinden de kastedilen, çocuklarla şiddetsiz iletişim kurmak. Klinik Psikolog Pınar Mermer’in Pozitif Disiplin Seminerleri oluyor, katılmanızı tavsiye ederim.

Şu pandemi dolayısıyla eve kapandığımız günlerde ve bir süre daha kapalı kalmamız gerekecek zaman diliminde size bazı önerilerde bulunmak istiyorum...

Çocuğunuz kaç yaşında olursa, olsun uygulamaya sabırla niyet ettiğiniz sürece hem ebeveyn çocuk ilişkiniz olumlu anlamda gelişecek, hem de vakti zamanında kopan bağlar zamanla onarılabilecektir.

· Pozitif iletişimin en önemli sorusu, hiçbir zaman aklınızdan çıkarmadan aksiyon almanız gereken konu: Amacınız ne? Çocuğunuza güçlü olduğunuzu kanıtlamak mı? Yoksa ona destek olmak mı? Bazen güç savaşına girebiliyoruz çocuklarımızla, değil mi? Bize saygı duymalarını istiyoruz, bizim sözümüzü dinlemelerini… Çünkü bu durum işimize geliyor, rahatımıza gidiyor. Ama sizinle küçük bir sır paylaşayım; ebeveynlik kabul etmek gerekir ki; pek de kolay bir iş değil. Emek ve sabır istiyor. Bazen geçmişimizden gelen, bizi sarıp sarmalamış düşünce kalıplarımıza baş kaldırmayı gerektiriyor. Ezber bozan bir iş. ‘‘Ben annem-babam gibi olmayacağım.’’ dediğimiz her an ya onların tamamen kopyası olup, çıkıveriyoruz, ya da tam zıttı kişiliklere bürünüyoruz. Eh iki seçim de sağlıklı olmayabiliyor çünkü merkezde kalabilmek en dengeli yol. O yüzden kendimize sormamız gerekiyor; ‘‘Peki biz, onlara (çocuklarımıza) saygı duyuyor muyuz? Ve onların hem fiziksel, hem de bilişsel olarak bizim kadar gelişmiş olmadıklarını kendimize hatırlatabiliyor muyuz? Bunun için Pınar’ın çok güzel bir önerisi var… ‘‘Avcunuza O ÇOCUK yazabilirsiniz.’’ diyor. Bazen aklımızdan çıkabiliyor gerçekten ve tam öfke patlaması anında, gözümüze soktuğumuz yazı, karşımızdakinin çocuğumuz olduğunu, en sevdiğimiz varlıkla göz göze olduğumuzu bize hatırlatabilir. (Öfke patlamaları genellikle, kendimizin neye ihtiyacı olduğunu göz ardı ettiğimiz anlarda çıkabiliyor. Bunun için de bir önceki yazım olan ‘Pandemide Ebeveynlere Öneriler’ yazıma bir göz atmanızı tavsiye ederim.

· Unutmayın, bizim çocuğumuz olması, bizim bir eşyamızcasına, ona hükmedebileceğimiz anlamına gelmiyor. Çocuğumuza karşı hem saygılı, hem de şefkatli yaklaşmalıyız. Bu yaklaşım tabii ki karşılıklı ama iyi bir haberim var ki; çocuklar zaten size bakarak öğreniyorlar. Siz onlara şefkatli ve saygılı yaklaşırsanız, onlar da zaman içerisinde hem size öyle karşılık verecekler, hem de kendilerine öyle davranan kişileri hayatlarına dahil edecekler çünkü kendilerinin değerini bilecekler. Zaten çocuğumuz için en çok istediğimiz şey de bu değil mi? Ben sevdiğim bir arkadaşımı düşünürüm hep çünkü en yakın arkadaşımıza karşı bile sınırları çok aşabiliyoruz bazen, değil mi? O yüzden saygı duyduğunuz, iyi niyetli bulduğunuz bir arkadaşınıza nasıl davranıyorsanız, çocuğunuza da o kelime, bakışlar, beden diliyle yaklaşabilirsiniz. Mesafeden bahsetmiyorum. Sonsuz sevgiyle ama saygı sınırlarını aşmadan yaklaşmak… Emir vermeden, hükmetmeden, kısıtlamadan, cezayı hayatınızda dahil etmeden.

· Hep deriz ya… ‘‘Ama kaç kere söyledim ya çocuğum sana!” deriz ya, “YETMEZ!” diyor Pınar. “1000 kere söyleyin, çok kez tekrar edin, oyunla pekiştirin. Anca idrak edecekler.” O yüzden o kafanızda dönüp, dolaşan nine cümlelerini bırakın lütfen ve sadece söylemeye değil, davranışlarınız ve oyunlarla da oturtmaya çalışın, çocuğunuzun istediğiniz davranışları hayatına katabilmesi için. Mesela her yemek öncesi, yüksek sesle ellerinizi yıkadığınızı kendi kendinize söyleyin, o da özenip, yapacaktır. Oyun sırasında, uyku öncesi bebeklerinize diş fırçalatın. Kavga eden iki arkadaş kuklası oynatın ve doğru davranışı tiyatro sahnesinde izlemesini sağlayın. (Ne öğretmeye ihtiyacınız varsa…)

· Çocuklar su, kum, çamurla uzun süre keyifli vakit geçirebiliyorlar. Çok mu işiniz var, batsın salon, mantığıyla bir kova dolusu su. Oh mis… Islansın, eğlensin, gülsün bir sürü ihtiyacını karşılasın, siz de yemeğinizi yapın. Evi de aile bireyleri birlikte temizler, kurularsınız artık çünkü evde işe yarıyor hissetmek de çocuklarınızın ihtiyacı. “Çocukları ev işlerine dahil edin.” Mesela, benim 3 ve 5 yaşındaki oğullarım, sofrayı kurarlar, odalarını toplarlar, kıyafetlerini kirliye atar, salonu yerle bir ettikten sonra bütün koltukları-yastıkları yerlerine yerleştirirler, elektrik süpürgesi tutarlar ve bunu yaparken çok eğlenirler. Büyük oğlum, evde sucu başıdır. Küçük oğlumun boyu yetişmediği için kardeşine su koyma konusunda ona destek olur ve meyvelerin nasıl yıkandığını ona öğretir. Mutfakta çıraklığımı üstlenirler, yumurta kırarken her yeri yumurta yapabilirler ama yumurtaları ben kırarsam çok güzel mikser tutarlar. Burada dikkat etmeniz gereken konu; çocuğunuz hangi işi yaparsa yapsın, yaptığı kadarına teşekkür etmeniz, onu değil ama yaptığı işi takdir etmeniz. ‘‘Bıçakları sağa koymuşsun, artık hiç karıştırmıyorsun, seni tebrik ederim. Oğlumun elinden çıkan kek de ayrı bir lezzetli. Odan derli toplu gözüküyor, artık oyun oynama hazır hale gelmiş. Kıyafetlerini kirliye attığın için teşekkür ederim işimi kolaylaştırıp, seninle oyun oynama süremi uzatmama destek olduğun için çok şanslıyım.’’ gibi geri bildirimler onları size destek olmaya teşvik edecektir. Yere su döktü ve yerleri sildi ama yerler hala ıslak ve sizi o yaptığı için memnun etmedi mi? Siz yine de teşekkür edin, eksikliği ona söylemeyin ve onun yaptığı işi gözü önünde düzeltmeyin. O gittikten sonra çaktırmadan üstünden siz yine bezle silin ama bunu onun bilmesine gerek yok. Hevesini kırmanız, onu utandırmanız bir daha sizinle işbirliği yapmayacağı anlamına gelir. Bu durum ona yalan söylemek de değildir. Yaptığı kadarıyla onu beğendiğiniz anlamına gelir.

· Birlikte günlük rutin tablosu oluşturun. Çocuklar küçükse resimlisini, büyükse birlikte yazdığınız, gün içinde sırasıyla yapılan aktiviteler tablosu yapın. Benim burada ruhuma dokunan bir soru sordu Pınar; “Çocukluğunuzun (ebeveynlerinizle) olumlu hatıraları neler? Pazar yemekleri, toplu oyunlar? Pozitif rutinler oluşturun ve bu rutinlere doktor randevusu kadar sadık kalın.” diye ekledi. Bu rutinler, birlikte geçirdiğiniz akşam yemekleri de olabilir, yemek sonrası ailecek oynanan oyunlar da… Yeter ki elinizde telefon, aklınızda işleriniz olmasın. Orada olun, o anda, çocuğunuzla. Eğlenin onlarla ki; onlar da tadına varsın sizinle geçirdikleri zamanın.

· ‘…dan sonra’ çok güzel bir öneri. Çocuklarınıza ‘‘Hayır, olmaz.’’ demek yerine, ‘‘Tabii, öğle yemeğinden sonra dondurmanı yiyebilirsin. / Tabii, ödevlerini bitirdikten sonra parka gidebiliriz. / Tabii, dişlerini fırçaladıktan sonra kitap okuyabiliriz. / Tabii, ellerini yıkadıktan sonra yemekte size o hikayeyi anlatabilirim.’’ diyerek, hem olumlu cümle kurmuş oluyorsunuz, hem istediğinizi yaptırıyorsunuz, hem de onun istediğini yaparak onu mutlu etmiş oluyorsunuz. Bir taşla birçok kuş. Tabii her seferinde ‘‘Peki.’’ demeyeceklerdir, o kadar kolay olsaydı, herhalde hiçbir eğitime, hiçbir psikoloğa, hiçbir danışmana ihtiyacımız olmazdı değil mi? Ama sabırla, istikrarla bu kadar kolay bir noktaya gelebileceksiniz. Çocuklar en çok, onları en sevdiklerinin sınırlarını zorlamayı severler, adete kendilerini ne kadar sevdiğimizi, kendilerine ne kadar katlanabileceğimizi sınarlar gibi… İşte bir iki kere sınavı geçebilirsek, ardından işler çok daha kolay işleyebiliyor.

· “10-20-10 yöntemi uygulayın. Yani sabahları 10 dakika, öğleden (okul) sonra 20dk, akşam uyku saati haricinde 10 dakika kaliteli, baş başa, verimli, eğlenceli vakit geçirin.” diyor Pozitif Disiplin Eğitimleri. Bu zaman diliminde yine, sadece çocuğumuzla olmamız gerekiyor. Zaten kısıtlı-kısacık zamanda aklımız o anda olmaz ise, o andan ne çocuğumuz ne de biz verim alabiliriz. Öğretmeye çok odaklı yaşayabiliyoruz. Oyunda bile öğretme derdiyle oyunun eğlencesini kaçırabiliyoruz bazen. Bırakın, eğlenin, gülün. Çünkü çocukların günlük ihtiyaçlarından biri de gülmek. Ve Pınar’ın zaten sayfasında da sürekli paylaştığı ihtiyaç listesi şöyle: Gülmek, ağlamak, terlemek, sıkılmak, sarılmak. Bu beşliye dikkat! Hem kendi hayatınızdan, hem de çocuklarınızın her gününden mutlaka eksik etmemeniz gereken bu beşli hayat kurtarır. Her gün birlikte gülün, eğlenin. Ağlamasına izin verin ki; içindeki stresi dışına akıtabilsin. Koşsun, dans etsin, terlesin. Terlesin ki; enerjisini atabilsin. Sarılın, sevginizi gösterin ki; enerjiniz olumlu yönde karşılıklı değişsin. Biz ebeveynler çocuklarımızın sıkılmasından çok korkarız çünkü kendimiz de sıkılmayı sevmeyiz. Sıkılmak yerine her anımızı doldurmayı tercih ederiz, en olmadı televizyonu açarız veya telefonu elimize alırız. Halbuki sıkıldığınız anlarda aklınıza gelen fikirler kadar ufkunuzu açabilecek projeler hiçbir zaman üretemezsiniz. Gandi, Hindistan’ı İngiliz İmparatorluğu’nun boyunduruğundan kurtarmaya çalıştığı yıllarda haftada bir gününü sessizliğe ayırırmış. Doğru eylemin ancak bu sessizlikten doğacağına inanırmış. Şiddetsiz, aksine şefkatli politik mücadelesini bu şekilde hayata geçirmiş. O yüzden, bırakın sıkılsın, insan en çok sıkıldığı anlardan verim alır.


Tabii ki daha birçok öneri var. Ve herkesin geçmişine, şimdiki yaşantısına göre ön plana çıkanlar değişebilir. Yaratıcılığınızı kullandığınız, üretken olduğunuz sürece, içinizdeki çocuğu canlandırdığınız, sesine kulak verdiğiniz zaman çözümler ününüze çıkacaktır. En büyük destekçiniz sabrınız, güler yüzünüz sizinle olsun. (Bu yazı biraz olsun bakış açınızda aydınlatma yarattıysa, ‘Özgüvenli Çocuk İçin Küçük-Kısa Tüyolar’ yazıma göz atmanızı tavsiye ederim.)

Sabrımızın zorlanmadığı günlerde buluşmak dileğiyle…

https://www.instagram.com/melissonkaya/