Yağ enjeksiyonu hakkında - 2

Geçen yazıda yağ enjeksiyonları ile ilgili tecrübelerimi ve neden bazı hastalarda yağın çok iyi "tuttuğunu", bazı hastalarda ise enjekte edilen yağda kayıplar yaşandığını açıklamıştım. Bu yazıdan önce o yazıyı okursanız iyi olur. Burada yağ enjeksiyonu ile ilgili olarak bir kaç vaka tecrübemi paylaşacağım. Bu vakaların her biri bana bir şeyler öğretmiştir.. Vaka örneklerini anlattıkça aldığım dersleri de anlatacağım. Hastaların kimliklerini gizlemek adına bazı ayrıntılardan bahsetmedim.

1) Avrupa'da bir ülkeden gelen hasta: İki buçuk sene önce penis büyütme yaptığım bir hasta (penis kalınlaştırmayı yağ enjeksiyonu ile yapıyorum). Bu hasta ameliyatından 2.5 sene sonra ikinci yağ enjeksiyonu için gelmişti. Şunları söyledi: "Hocam, 2.5 sene önce size ameliyat olmuştum. Penis büyütme yapmıştık. Siz ameliyattan sonra yağın kötü olduğunu ve erimenin fazla olacağını söylemiştiniz. Gerçekten zamanla kaybım çok oldu. İkinci yağ enjeksiyonu için geldim.." Hastayı muayene ettim, gerçekten enjekte ettiğimiz yağdan geriye (göz kararı söylüyorum) %20 gibi bir şey kalmış. Tamam dedim, bir kez daha yapalım yağ enjeksiyonunu. Hastayı ameliyata aldık. Bu sefer de göbek yağı mükemmel geldi. Yağın içinde hiç ödem yok. Süzüyoruz, hiç bir şey süzülmüyor. Patates püresi gibi. Bu yağ çok "kalitelidir"; çok iyi "tutar". Ameliyatı yaptık, bitirdik. Hasta ayıldıktan sonra odasına gittik. "Siz çok enteresan bir hastasınız. İki buçuk sene önce, falan falan (bir Avrupa ülkesi) ülkesinden gelmişsiniz. Normalde yurtdışından gelen hastalarda göbek yağı çok "kaliteli" oluyor ve çok iyi "tutuyor"; ama sizde göbek yağı kötü gelmiş. Ben erimenin fazla olacağını söylemişim ve olmuş da.. Bugün ise göbekten aldığımız yağ çok "kaliteli" geldi. Gerçekten çok garip" dedim. Hasta da bana "Hocam bir yanlış anlama var" dedi.. "Nedir?" deyince cevabı şu oldu: "Hocam ben 2.5 sene önce falan falan ülkesinden gelmiştim ama zaten oraya da yeni gitmiştim. Gittim, üniversiteye kaydımı yaptırdım, evimi yerleştirdim, döndüm size ameliyat oldum. Ondan sonra orada yaşamaya başladım. İki buçuk senedir de oradayım". Biz şok olduk. İşte şimdi olay açıklığa kavuştu. Meğer hasta, 2.5 sene önce ameliyat ettiğimizde yurtdışında yaşayan bir hasta değilmiş. Türkiye'de yaşayan bir hastaymış. İlk ameliyatında göbekten aldığımız yağın ödemli ve "kalitesiz" olmasına şaşmamak lazım. Ameliyattan sonra Avrupa'ya dönüyor ve okulu yüzünden gelemiyor, 2.5 sene orada yaşıyor. Bu sırada muhtemelen yedikleri ile domuz yağı alıyor. Göbek yağ yapısı değişiyor. İki buçuk senenin sonunda geldiğinde bu sefer göbekten aldığımız yağ son derece kuru, ödemsiz ve "kaliteli" oluyor. Hasta bu açıklamayı yapınca taşlar yerine oturdu, her şey açıklığa kavuştu. Bu hastanın durumu benim tezimi de destekliyor. Türkiye gibi domuz eti ve yağının tüketilmediği ülkelerde, göbekten alınan yağ, gevşek, ödemli ve "kalitesiz" oluyor. Enjekte edildiğinde erime fazla oluyor. Domuz etinin tüketildiği Avrupa ülkelerinde ise domuz eti ve yağı sebebiyle göbek yağı daha katı, ödemsiz ve "kaliteli" oluyor. Bu vakayı ABD'de yaşayan dahiliye uzmanı bir arkadaşıma danıştım. Yediklerimizle göbek yağ yapısının bu kadar değişip değişemeyeceğini sordum. "Tabii ki" dedi. "Biz ne yersek oyuz. Uzun zaman domuz eti ve domuz yağı ile beslenmek, vücut yağ yapısını değiştirir. Bu durum senin ameliyatın için iyi bir şey, ama hasta için kötü" dedi. "Neden?" diye sordum. Diyor ki "Vücut yağ yapısı değişip katılaşırsa, bu, enjekte ettiğin yağın daha iyi "tutmasını" sağlar ama aynı zamanda bu hastalarda da damar sertliğinin daha kötü seyredeceğini gösterir. Damarları tıkayan yağ da daha katı olacağından damar sertliğinin tedavisi daha zor olacaktır. Sonuçta yağ dokusu her yerde daha dirençli olacaktır".. Gerçekten ilginç..

2) Eşimin bir senedir canı yanıyor: Bir kaç sene önce Avrupa'dan bir hastam aradı. Söylediği şu: "Hocam, 1 sene önce size ameliyat olmuştum. Penis büyütme (kalınlaştırmayı yağ enjeksiyonu ile yapıyoruz). Bir yıldır sorun yaşıyoruz.." Çok şaşırdım, ne olduğunu sordum. Cevabı şu oldu: "Hocam, yağda bir miktar erime olacağını söylemiştiniz, hiç erime olmadı. Eşimin canı yanıyor". Bu vaka, yağ enjeksiyonu konusunda yeterli tecrübemiz yokken ameliyat ettiğimiz bir hastamızdı. Ameliyatın video kaydından gördüğüm kadarıyla hastanın göbeğinden aldığımız yağ dokusu kuru, ödemsiz gelmiş (yani oldukça "kaliteli"). Bu tip yağın çok iyi tuttuğunu artık biliyoruz. Eğer hastanın göbeğinden aldığımız yağ bu şekilde iyi gelmişse gereğinden fazla enjekte edilmemelidir; çünkü erimeyecektir. En azından kısa dönemde. Bu hastada yağın eriyeceğini düşünüp biraz fazla enjekte etmişiz. Erimemiş. Soruna bu yol açıyor. Eğer hasta yurtdışından geliyorsa, gıdasına domuz yağı karışma ihtimali varsa ve göbekten alınan yağ patates püresi gibi kuru geldiyse, süzgeçten süzüldüğünde hiç sıvı ayrışmıyorsa yağ uzun zaman erimeyecektir. Vaka oldukça başarılı olacaktır. Ama fazla enjekte etmemek gerekir..

3) Bazen de vakanın çok başarılı olması sorun yaratıyor. Bir hastamız (yine Avrupa'dan) kendi isteği ile 2 sene içinde 3 kez penise yağ enjeksiyonu yaptırdı. Her seferinde de yağ çok iyi "tuttu". Hasta sonuçtan çok memnun idi. Sonra bir gün yağın birazının geri alınmasını istedi. Artık bu kadar iri bir penise sahip olmak istemiyormuş. Sebebi büyük ihtimal yeni bir partnerinin olması ve onun da bu kadar kalın bir organ istememesi idi. Ameliyat çok başarılı olabilir. Bu gibi ameliyatları olurken iyi düşünün. Yapılan işlemin bir uzaktan kumandası yok ki, düğmeye basıp geri alalım..

4) Bir gün başka bir şehirden bir plastik cerrah meslektaşım aradı. Üniversite ile ortak bir çalışma yaptıklarını ve penise enjekte edilen yağın daha fazla canlı kalmasını sağlamaya çalıştıklarını, bunun için bir çalışma yürüttüklerini söyledi. Bana döküman ve datalar göndereceğini ve fikrimi öğrenmek istediğini söyledi. Ben direkt bu çalışmanın anlamsız olduğunu, boşa çabaladıklarını söyledim. Sebep ne? Çünkü peniste enjekte edilen yağ dokusu canlı kalmamalıdır. Normalde de (bu yazının ilk kısmında anlatmıştım) penise enjekte edilen yağ dokusu yaşamıyor; ölüyor ve fibröz doku olarak kalıyor (böyle olması gerekiyor). Peniste kalınlığı bu şekilde artırıyor. Zaten peniste canlı yağ dokusu olamaz, olmamalıdır. Neden? Cevabı çok basit: normalde de peniste canlı yağ dokusu yoktur da ondan. Bir düşünün, vücudun her yerinde (kollar, sırt, bacaklar, gövde ve..) cilt altında yağ dokusu var. Tek bir yer hariç: penis dokusu!. Orada yağ yok!. Çünkü olmaması gerekiyor. Her şeyin en doğrusu doğada vardır. Peniste de cilt altında canlı yağ olmamalıdır. Ben 2004 den beri ameliyat ettiğim yüzlerce hasta içinde 2 tanesinde enjekte ettiğim yağ dokusunun canlı kaldığını gördüm. Bu aslında imkansız bir şey ama 2 vakada enjekte ettiğim tüm yağ dokusunun canlı kaldığına şahidim. Bunun sonuçlarını da gördüm, çok iyi olmuyor. Penis çok yumuşak oluyor, canlı yağ dokusundan lipom (yağ bezesi) çıkabiliyor ve penis çevresindeki yağ dokusu kilo alıp vermekten etkilenebiliyor. Kilo alındığında aşırı kalınlaşabiliyor. Bu sebeplerden ötürü bu bölgeye yapılan yağ enjeksiyonlarında yağ dokunun canlı kalmasını istemiyoruz. Fibröz dokuya dönüşüp kalınlık sağlaması daha iyi sonuç veriyor.

Yağ enjeksiyonu son derece karmaşık, bir çok farklı dinamiğin işin içine girdiği bir uygulama. Bu yüzden sonuçlarını kestirmek çok kolay değil. Bu konuda bilim dünyasının keşifleri devam ediyor. Ben burada 2 bölüm halinde kendi tecrübelerimi paylaşmak istedim. Umarım hem hastalara hem de meslektaşlarıma faydalı olur.

Op. Dr. Oytun İdil

oytunmd@gmail.com

www.peniscerrahisi.com