Kısa bir tarih yolculuğuna çıkalım. 19. yüzyılda çocukların çalıştırılması yasaklanır ve zorunlu eğitim başlar. 20. yüzyılda çocukların korunması gerektiğine dair bir fikir gündeme gelir. 1989’da Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi ‘çocuğun yüksek yararı’ için oluşturulan 54 madde ile yüzlerce yıllık kayıtsızlık ardından bütün gözleri çocuğa ve çocuk gelişimine odaklar ve bu tarihi bir dönüm noktasıdır.

Şimdi daha yakın bir tarihe gidelim; mesela senin aile öyküne veya kendi ebeveynlik öyküne. Nasıl bir çocukluk geçirdin, bakım verenlerle iletişimin nasıldı, ebeveynlerinin kendi aralarındaki iletişim ile ilgili neler kaldı hatırında? Peki bu anılar seni nasıl bir ebeveyne dönüştürdü? Peki sen, sen nasıl bir ebeveynsin? Cevaplaması çok zor bir soru değil mi... çevrende örnek gördüğün ebeveynler, şöyle yap böyle yap diyen tecrübeli sesler, sen ve partnerinin çocuğunuz için kurduğu hayal ve hedefler, bakım veren olarak onca sorumluluk derken belki de zaman zaman yükselen olumsuz bir iç ses!

Mesleğim gereği çok fazla aile ile çalışma fırsatım oldu. Her bir öykü, her bir cümle, her bir temas bana büyük bir çoğunluğun elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığını gösterdi. Anne baba olmak harika bir şeydir ancak çocuk sahibi olmaya karar verilmesinin ardından ilk andan itibaren; diğer bir yandan büyük bir stres kaynağıdır da. Tüm sorumlulukların yanında bir de zaman zaman beliren o iç ses var, içten içe ‘yorgunum’ veya ‘kaçmak istiyorum’ diyen.

Bil ki yalnız değilsin.

Bir kitap alıntısıyla devam etmek istiyorum defterime not ettiğim:

“Yoğun kronik ve/veya uzadıkça uzayan stres durumunda, anne babalar sonunda ebeveynlerde tükenmişlik sendromuna yakalanabilir. Freudenberger’e göre tükenmişlik sendromu mücadele eden insanın hastalığıdır, Maslach’a göre ise iyileştiren insanın. Peki ebeveyn nereye düşüyor burada? O da çocukları için bilfiil ‘mücadeleci iyileştirici’ değil midir?”

1980’li yıllardan itibaren ebeveynlerde tükenmişlik sendromu ile ilgili pek çok araştırma yapıldı; bedensel ve duygusal yılgınlık, çocuklarla duygusal mesafenin açılması, yeterliliğin kaybı, çiftler arasında iletişim sorunları gibi alt başlıklarla incelendi. Bedensel ve duygusal yılgınlık hissi ardından gelen yabancılaşma ile bitkin düşen ebeveynin kendisini partnerine ve çocukları ile olan ilişkisine verecek gücü kalmaz, tahammülü azalır, sorumlulukların yerine getirilmesi zorlaşır ve öfke problemleri ile süreç devam edebilir. Artık kendisini yeterli hissetmeyen ebeveynin zamanla aile ilişkileri, sosyal yaşantısı ve kariyeri de etkilenebilir. Tükenmişlik sendromunun hangi türü olursa olsun, özellikle duygularını kontrol etmekte zorlanan kişilerde agresyonu önemli ölçüde arttırdığı görülmektedir.

“Yapılan araştırmalar duygusal beceri düzeyinin, strese direnme kapasitesinin en öngörülebilir psikolojik faktörü olduğunu gösteriyor.” Yani çözümü yine duygularımızda arıyoruz. Duygularımızı tanımlayabilmek, anlayabilmek eşler arasında, aile içinde duygularımızı doğru kelimelerle ifade edebilmek, duyguları yönetebilmek çözüm olacaktır. Mükemmel ebeveyn olmak, mükemmel çocuk yetiştirme çabası ebeveynleri strese sürüklüyor. Çocuk/çocukların bakımı, aile yaşantısı, iş yaşantısı derken kendi yaşamımızı unutmamıza yani kendimizi ikinci plana atmamıza ne yazık ki sebep olabilir.

“Her çocuğun, her gün, kendisine önem veren ve özel olduğunu düşünen bir yetişkinle zaman geçirmeye ihtiyacı vardır." Anetha Solter

Peki ebeveynin ihtiyaçları? Özellikle son dönemde pandemi süresince okul çağı çocuğu ebeveynlerin okulların online ortama taşınması ile beraber evdeki dengeleri yönetmek zorlaştı. İşte bu noktada ‘mindful parenting’ yani ebeveynlikte bilinçli farkındalık çözüme giden yolda büyük bir beceri sağlayacaktır. Mindfulness becerisi ve eğitimini kendisinden öğrenebilme fırsatı bulduğum Mindfulness Enstitute kurucusu Prof.Dr.Zümra Atalay’ın Mindfulness Bilinçli Farkındalık isimli kitabından:

“Mindful ebeveynlik, ebeveynlere zorlayıcı duygu ve durumlar konusunda bedensel, zihinsel ve duygusal olarak deneyim kazandırarak onların ebeveynlik stresinin farkında olmalarını sağlamaktadır. Aynı zamanda bu yaklaşım, neyin yanlış olduğunu sorgulamaktan çok, neye ihtiyaç duyulduğu konusunda ebeveynlere yardımcı olmaktadır.” diyor.

Kendi duygularınızın farkında olarak, tepki vermeden önce; durmayı öğrenebilmek, öfkeye yenik düşmektense kabul ve şefkat ile yaklaşabilmek ne büyük bir beceri değil mi, aile dinamiğiniz için ne büyük bir yardımcı...

Peki ebeveynler özellikle stres altındayken birlikteliği nasıl korumalı?

· Zor bir dönemden geçtiğinizi hatırlayın.

· Duygularınızı anlayın ve sorumlusu olmadığı bir olaya olan kızgınlığı partnerinize yansıtmayın.

· Partnerinizin de kendinizin de mükemmel olmadığınızı hatırlayın.

· Yapıcı ve olumlu eleştirilerle birbirinizi destekleyin; olumsuz eleştirilerini paylaşırken kullandığınız dile özen gösterin.

· Görev dağılımının uzlaşmaya dayalı ve esnek olmasına özen gösterin, yeniden düzenleyin; paylaşın.

· Birlikteliğiniz için nitelikli zaman ayırın.

· Kendinizi ve yalnız olmadığınızı hatırlayın.

· İhtiyaç halinde bir uzmandan destek alın.

Sevgiyle...

Psk.Dan.Gizem Kolçak

Instagram: @pskdangizemkolcak

Anatema Psikolojik Danışmanlık