Zaman zaman okuduğum kitapları tekrar okuyorum, her okumada farklı renkte bir kalem kullanıyorum satırların altını çizerken… Etkilendiğim, dikkatim çeken şeyler nasıl da evriliyor, bu değişim ve gelişimi görmek çok etkileyici. Uzun zaman sonra tekrar çok büyük hayranı olduğum bir isim ile ilgili kitaplarımın arasında buldum kendimi; dehanın sembolü, en büyük Rönesans insanı Leonardo Da Vinci. Hayranlığımı nasıl anlatabilirim bilemiyorum. Sanat ve bilimi içine alan geniş bir disiplin yelpazesindeki başarılarından ziyade son dönemde yaşanan corona virüs salgını sebebiyle gündelik rutinlerimizin fazlasıyla değiştiği dönemde doğumundan beş buçuk yüzyıllık sürede belki bana, bize ilham olabilir diye yazıyorum bu sefer.

Doğayla Buluşun

Yaşamı boyunca doğaya olan hayranlığı tablolarına yansımakla kalmadı, kuş satılan yerlerden geçerken sıklıkla satıcının istediği bedeli ödeyerek kuşları kendi elleriyle kafeslerinden çıkarıyor ve azat edip kaybettikleri özgürlüklerini geri veriyordu diye biliniyor. Çok iyi bir binici olduğu, uzaklaşmak istediğinde atıyla uzaklaştığı ve güzel bir manzara karşısında dinlendiği biliniyor. Kaliteli bir zaman için doğayla buluşmak, doğanın sağaltıcı gücünden yararlanmak kendimizi duygusal olarak iyi hissetmemizi sağlayacak ve fiziksel olarak da stres karşıtı hormonların üretilmesini sağlayacak. Daha fazla yürüyüş yapabilir, cep telefonunuzu bir profesyonel fotoğrafçı gibi kullanarak doğa fotoğrafları çekebilir, evinizde bitkilere yer açabilirsiniz, ben bitkilerimle bile konuşuyorum mesela ?

Sadece Bakmayın, Görün ve Hayal Edin

Son Akşam Yemeği tablosunu yaparken saatler boyunca tek fırça darbesi vurmadan eserinin karşısında dikildiği söylenir. Bir çalışmayı önce zihninde canlandırmak, gerçekleştirmek onun için fırça sürmek kadar önemliydi. Kimsede olmayan bir sanatçı gözüne sahipti ancak sadece bakmaktansa görme becerisi üzerinde ustalaşması gerektiğine inanırdı. Tüm büyük mucitler gibi Da Vinci’de bir hayalperestti ve şöyle ifade etmişti: “Mucizeler yaratmak istiyorum.” Sahip olduğu iç göz kabiliyeti vardı ki bu kavramı en yakın şekilde hayal gücü olarak düşünebiliriz. Peki çocuklar gibi hayal gücünün süper güçlerinden neden yararlanmayalım? Düşleyebilme kapasitemizi olumlamak için kullanabiliriz. Her öyküyü, her senaryoyu daha iyi, daha kolay, daha da parlatabilir, kendi mucizelerimizi hayal edebiliriz. Denemeye değmez mi?

Da Vinci Gibi Okumak

Da Vinci’yi tarif ederken “Tarihin en amansız ve meraklı adamı.” Diyor Kenneth Clark. Fen, matematik, gastronomi, din, felsefe, sanat, klasik metinler, el falı, dil, tarım ve aklınıza gelebilecek her alandan okuyordu. Evde uzun zamanlar geçirdiğimiz şu günlerde okumak, yeni yazarlara, karakterlere, yeni ilgi alanlarına yer açmak için inanılmaz güzel bir zaman.

Not Alın

Hayatı boyunca altı ila yedi bini hala varlığını koruyan en az on üç bin sayfa doldurduğu düşünülüyor. Peki not tutmaya neden bu kadar önem verdi? Zihni geniş bir konu yelpazesi üzerinde fikirlerin aralıksız döndüğü bir girdaba benzediği için defterleri, düşüncelerini organize etmesine yardım ediyordu diyor kaynaklar. Peki sen? Zaman zaman düşüncelerinden kaçmaya çalışırken daha da karıştığın olmadı mı hiç? Eski usul bir deftere yazabilirsin, kendine e posta gönderebilirsin, yeni nesil günlük aplikasyonlarını tercih edebilirsin… Sadece o gün nasıl hissettiğini, sadece neler yaşadığını, her Pazar o haftanın özetini yazabilir ya da sadece kimseyle konuşamadığın şeyleri karalayıp istersen saklayabilir istersen de yok edebilirsin. Ama yaz, dene.

Sigmund Freud’un kendisi hakkında “Herkes uykudayken, gökyüzüne henüz karanlık hakimken erkenden uyanmış bir adam.” Dediği bu deha hala gizemi çözülememiş, herkes tarafından tanınan eseri Mona Lisa’dan çok daha derin. Hem yazımda kaynak olarak kullandığım hem de hakkında dahasını merak edenler için önerilerimi de ekliyorum: Da Vinci Gibi Düşünmek – Daniel Smith, Defterler – Leonardo Da Vinci, Leonardo’nun Defterleri – Leonardo Da Vinci.

Sevgiyle…

Psk.Dan. Gizem Kolçak

@pskdangizemkolcak @gizemkolcak