Paulo Coelho’nun çok sevdiğim bir sözü vardır: “Bir çocuğun bir yetişkine her zaman öğretebileceği üç şey vardır; Nedensiz yere mutlu olmak… Her zaman meşgul olabilecek bir uğraş bulmak… Elde etmek istediği şey için var gücüyle savaşmak.” Çocuklarla zaman geçirmeyi çok seviyorum ve onlarla geçirdiğim zamanın sonunda ya yüzümde bir tebessüm, aklımda yeni bir fikir ya da birçok soru oluyor. Bu da pek çok insanın adını duyduğuna emin olduğum ama öyküsü, verdiği mesajı, 12 Eylül döneminde ülkemizde yasaklanmış bir çocuk kitabı olması ve yazarı Samed Behrengi hakkında uzun uzun konuşabileceğim büyük bir kahramanı hatırlatıyor: Küçük Kara Balık.

“…Küçük kara balık biliyordu dünyanın sadece yaşadığı gölden ibaret olmadığını, denizlerin okyanusların olduğunu biliyordu. Ve görmek istiyordu. Yeni balıklar, yeni yerler görmek istiyordu. Ama ailesi ve çevresi öyle değildi. Onlar yaşamı sadece o gölden ibaret sanıyorlardı. Onların dünyasında başkaları olamazdı, farklılıklar olamazdı. Küçük kara balık onlara inat doğrularına, aklına ve kalbine uydu, kamasını da aldı yanına ve yola çıktı. Pelikana, kılıç balığına inat gördü denizi, okyanusu? Aşmayı bildi engelleri.”

Ve bitmek tükenmek bilmeyen merakla hep doğru soruları sordu: “Ben bilmek istiyorum, hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak, sonra da yaşlanıp ölüp gitmek mi yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak da mümkün mü?” ve içindeki güçle harekete geçti: “Siz gereğinden fazla düşünüyorsunuz; ama yalnızca düşünmek olmaz ki! Yola koyulursak korkularımız tümden kaybolur gider.”

Herkesin hayatının soruları, sorunları var. Ancak untumamak gereken şey ise bu soruların ve sorunların tek cevabı ve tek çözümü sensin, kendinsin. Cevapları, çözümleri bulmak isterken bir yolculuğa çıkıyorsun, iyi ya da kötü pek çok şeyle karşılaşıyorsun, her bir tecrübe yeniden şekillendiriyor değerlerini, doğrularını, algını... seni. Hayatına anlam katan değerleri takip etmek, denemek, keşfetmek gerek. Tıpkı büyük kahramanımız gibi "Geçtiği her karış yol ona yeni şeyler öğretiyordu."

Küresel boyutta corona virüsü ile mücadele ettiğimiz, korunma amaçlı evlerimizde kaldığımız, büyüklerimiz için edişelendiğimiz, işe okula gidemediğimiz, aslında ne kadar kıymetli olduğunu bir şekilde unuttuğumuz o kahve buluşmalarının bile hayal olduğu bu dönem zamanla zorlaşıyor gibi görünüyor. Bu dönemde hayatın başka gerçekleri ile karşılaşıyor, kendimiz, ailemiz ve geleceğimiz ile ilgili pek çok soru zihnimizde cevap bulmayı bekliyor olabilir. Daha önceki yazılarımda insanın kendi öyküsünün kahramanı olduğundan sıklıkla bahsetmiştim. Her hikayede bir şeylerin zorlandığı ve ters gitmeye başladığı bir bölüm vardır ya oradayız galiba. Daha bilinçli ve samimi olmak gerekiyor ki başaralım. #EvdeKal dığımız ve #HayatEveSığar dediğimiz bu günlerde kendimiz için yapılabilecek o kadar çok şey var ki… bize düşen yine her tecrübeden öğrenmek olmalı. Kolay değil cesur olmak.

Büyük kahramanımıza ne mi oldu? Sonu belli değil. Hikaye ise masal anlatıcısının şu sözleriyle bitiyor: “…On bir bin dokuz yüz doksan dokuz küçük balık “İyi geceler” dileyerek yatmaya gitti. Büyükanne de uykuya daldı. Ama küçük bir kırmızı balık ne yaptı ne ettiyse de uyuyamadı. Sabaha kadar denizi düşündü hep..”

Sevgiyle…

@pskdangizemkolcak @gizemkolcak