Huzursuz Bacak Sendromu

Huzursuz Bacak Sendromu

Huzursuz bacak sendromu genellikle nörolojik hastalıklara bağlanır ve toplumun büyük çoğunluğunu etkiler. Sayılar ülkeler ve kıtalar arasında farklılık gösterebilir. Artan yaşla birlikte yüksek bir prevalansa sahiptir. Kadınlar arasında daha fazla görülür. 1995 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Batı nüfusunda erkeklerde %6, kadınlarda %12 oranında bulunur. Bu nedenle kadınlarda prevalans erkeklerden iki kat daha yüksektir. Risk faktörleri ayrıca obezite, hipertansiyon, tütün tüketimi, alkol tüketimi ve seçici serotonin geri alım inhibitörlerinin kullanımını içerir.

Huzursuz bacak sendromu, alt ekstremitelerde (tek taraflı veya iki taraflı) dinlenme esnasında ve geceleri parestezi, basınç hissi, sıcaklık hissi, gerginlik, çekme, yanma, kaşıntı, ağrı ve güçlü hareket etme hissi ile artan rahatsız edici bir durumdur. Birçok durumda kas aktivitesi (Hareket), semptomların tamamen ortadan kalkmasına yardımcı olur. Semptomlar esas olarak gece saat 22.00 ile 04.00 arasında göründüğünden, etkilenen insanlar da kalıcı yorgunluk, bitkinlik, konsantrasyon eksikliği, huzursuzluk, unutkanlık, performans kaybı, depresyon ve kronik ağrı görülür.

Yapılan bir çalışmada huzursuz bacak sendromlu hastaların semptomatik fazları sırasında (Belirtiler esnasında) oksijen kısmi basıncında bir düşüş gözlendi. Hipoksi (Oksijen azlığı) sadece bacaklarda gözlendi, üst vücutta eşzamanlı bir ölçümde herhangi bir düşüş görülmedi. Bu çalışmada, uyku sırasında bile hastalar için tipik olan periyodik bacak hareketlerine her zaman bacaklarda paralel geçici vazokonstriksiyon eşlik etti. Dopamin agonistinin deneysel uygulanması, dokudaki oksijen kısmi basıncını yükseltti ve diğer yandan, alt ekstremitelerdeki vazokonstriktif olayları bastırdı ve bu da semptomların ortadan kalkmasına yol açtı.

Lokal venöz drenaj bozuklukları (Dolaşım problemleri) ve fizyolojik basınç gradyanlarındaki değişiklikler nedeniyle lokal hipoksinin değerlendirilmesi gerekir. Örneğin; pelvik taban ve pelvis, alt omurga veya diyafram seviyesinde (kas ve fasiyal distoni, viseral disfonksiyon ve pitoz, yaralar, vb.) venöz drenaj bozuklukları görülebilir. Artmış venöz dolum basıncı azalmış arteriyel akış hızına ve pH değerinin düşmesine neden olur. Sonuç olarak doku basınçları artar ve bunlar sinir dokusunu olumsuz etkiler. Hastaların semptomlarının istirahatte ve geceleri ortaya çıkması, dolaşımdaki venöz tıkanıklık fenomenlerinin rol oynadığı varsayımını desteklemektedir, çünkü özellikle bunlar ve semptomlar hareket başladığında hızla uzaklaşır.

Fasya sistemininde sinir ve damar paketleri üzerinde olumsuz etkileri vardır. Damarların miyofasyal ortamındaki gerilim veya basıncı anormal şekilde artarsa, bu damarların arteriyel tonu üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olabilir ve sonuç olarak periferik sinirlerin çok hassas bir şekilde tepki verdiği hipoksi veya kan akışının azalmasına neden olur. Temelde anormal derecede artmış miyofasyal gerginliğe sahip bir kişi hareketsizse, bu etki hızla artar ve damar ve sinir sistemi hipoksik stres altına girer. Perivasküler ve perinöral fasyanın hareket ile aralıklı rahatlaması ve gevşemesi, dolaşımı rahatlatır. Bu nedenle hastanın hareket etme dürtüsü hissetmesi mantıklı görünmektedir, bu da semptomların rahatlamasına neden olur. Torakolomber fasya (Sırt-Bel bölgesi) gerilimleri bu duruma örnek olarak gösterilebilir (Bel-Sırt problemleri).

Arteriyel kan damarları ayrıca primer düzensizliğe maruz kalabilir ve bu nedenle sinirlerin yetersiz beslenmesinden sorumlu olabilir. Önce damarların özelliklerine bir göz atalım: kan damarları temel bir tonu korumanın yanı sıra duvarlarındaki düz kas hücreleri nedeniyle temelde kasılma ve gevşeme yeteneğine sahiptir. Bu özellikle küçük arterleri ve arteriyolleri etkiler. Bunun itici güçleri, nörovejetatif, humoral ve mekanik uyaranları alan ve aktaran lokal yerleşimli hücrelerden gelir. Mekanik bir etki (basınç, gerginlik), damar duvarının dışarıdan bir deformasyona ve damarın düz kaslarının reaktif büzülmesine yol açar, bu da duvarın gerginliğinde ve damar içindeki basınçta bir artış anlamına gelir.

Vejetatif sinir sistemi önemli bir etkiye sahiptir. Sempatik sinir sistemi öncelikle arterlerde ve damarlarda vazokonstriktif olarak çalışır. Genel parasempatik vasküler innervasyon yoktur, sadece bireysel lokal noktalarda parasempatik sinirin kolinerjik lifler (kafatasının içinde ve üzerinde, genital organlarda, sindirim sisteminde, ter ve tükürük bezlerinde) vazodilatör etkisi vardır. Bu nedenle vasküler tonusun azalmasının sempatik innervasyon dürtülerindeki azalmadan kaynaklanması daha olasıdır. Dopamin ayrıca vazokonstriktör mekanizmaları da inhibe eder.

Huzursuz bacak sendromunun gelişiminde organların etkisi büyüktür. Karındaki ilişkili organlar, ince bağırsak (Th9-10), proksimal kolon (Th12-L1), böbrek ve adrenal bez (Th12-L1), pelvis distal kolon, rektum (L1- L2), mesane, rahim ve genital bölgedir (Th12– L1, L2). Bu organlardaki problemler yukarda bahsedilen aynı segmentlerden dolayı bacaklarıda olumsuz etkiler. Organlardaki dolaşım sorunlarıda huzursuz bacak semptomlarını tetikler. Normalde abdominal basınç 5-7.5 mmhg dır. Bu basıncın artması organların fonksiyonel çalışmasını bozar. Basınç artışı dolaşım pronlemlerini ortaya çıkarır. Ayrıca aynı segmentlerden dolayı bacaklarıda olumsuz etkiler. Karın içi basıncını en çok artıran organ karaciğerdir. Huzursuz bacak sendromunda bağırsaklar ve karaciğer mutlaka değerlendirilmelidir.

Bu organlardaki bozukluklar böylece patolojik dürtüler olarak bacaklara yönlendirilir ve tahrişe neden olabilir. Hem vasküler (Damar) sistemin düzensizliği hem de ilişkili iç organların bozuklukları huzursuz bacak semptomlarına neden olur.

Durmater (Omirilik üzerinde zar-yapı) omurgada üst boyunda C2 seviyesine ve sakrum- pelvis bölgesine yapışır. Üst boyun problemleri, çene ve diş sorunları (Trigeminal-C1-2 bağlantısı) duramater ile pelvise aktarılır. Burdaki bağlantılar nedeniyle bacak kas ve fasya sisteminde gerilim oluşur.

Bunun haricinde diyafram, vitamin eksiklikleri, beslenme, stres vb. Sorunlarda bu problemin gelişmesine katkıda bulunur. Bu yazıda bunların ayrıntısına değinilmemiştir. Vucutta bu sendromun gelişmesine katkıda bulunabilecek bir çok bağlantı mevcuttur.