Probiyotiklerin bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri

Probiyotikler, yeterli miktarda alındığında tüketici üzerinde faydalı etkiler gösteren mikrobiyal gıda bileşenleridir. Piyasada çok çeşitli probiyotik ürünleri mevcuttur. Tipik olarak çeşitli laktobasil ve/veya bifidobakteri türleri içerirler. Bu makalede kısaca probiyotiklerin bağışıklık sistemi ile etkileşimleri yoluyla sağlığımız üzerindeki faydalı etkilerinden bahsedeceğim.

Her bir besinin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerine baktığımızda, bağışıklık sistemimizin ne kadar karışık olduğunu görüyoruz. İçerdiği bazı organlar, hücreler ve dokular birlikte çalışarak bizi patojenik mikropların istilasına karşı korumaktadır. Şayet her şey doğru çalışırsa, bağışıklık yanıtı bizi bakteriyel enfeksiyonlara, virüslere, mantarlara ve parazitlere, kanser hücrelerin büyümesine, yaralanmalara ve travmalara karşı korur ve bize avantaj sağlar. Bu kadar geniş çeşitlilikteki potansiyel saldırılara yeterli bir yanıt vermek, konakçıda gereksiz doku tahribatına yol açmadan patojenik mikropları etkili bir şekilde ortadan kaldırabilen bir sistem gerekmektedir.

Bağışıklık sistemimizin nasıl çalıştığı o kadar karmaşıktır ki, belirli bir kişinin bağışıklık sisteminin iyi mi yoksa zayıf mı çalıştığını belirlemek için, ayrı ayrı ölçülebilecek tek bir hücre veya sinyal molekülü yoktur. Aslında bağışıklık fonksiyonunun herhangi bir ölçülen parametresi için sağlıklı bir popülasyonda geniş çeşitlilik olması gerekir. Bu değişkenlik, benzersiz genetik ve çevresel geçmişimizden kaynaklanmaktadır ve kontrolümüz dışındaki belirli faktörleri (yaşımız, cinsiyetimiz), verimli bir yanıt verme yeteneğimizi belirleyen yaşam olaylarını (patojenik mikroplara geçmişte maruz kalma, aşılama geçmişimiz) içermektedir. Ek olarak, egzersiz, sigara ve diyet gibi etkili faktörler de vardır.

Bağırsak mikrobiyotasının önemi

Tüm bağışıklık hücrelerimizin önemli bir bölümünün bağırsaklarımızla ilişkili olduğu bulunmuştur. Sindirim sistemimizin, gün boyunca maruz kaldığı çok çeşitli gıda antijenlerine karşı toleranslı kalırken, patojenik bakterilere hızlı ve etkili bir yanıt sağlamak için taşıdığı ağır yük düşünüldüğünde, şaşırmamamız gerekir. Sindirim sistemimiz, bağırsak mikrobiyotası olarak bilinen geniş bir ortak bakteri ekosistemine ev sahipliği yapar. Bağırsaklarımızda taşıdığımız bakteri sayısı ve bakteri türünün normal beslenmemizden etkilendiğini ve ayrıca yaşamımız boyunca geliştiğini biliyoruz. Sağlıklı bireylerin bağırsak mikrobiyotasını tip 1 diyabet, alerji ve bağırsak hastalığı gibi durumları olan bireylerinkilerle karşılaştırırken de farklılıklar kaydedilmiştir.

Bağırsak mikrobiyotasını manipüle ederek sağlığı etkileyebileceğimize dair güçlü kanıtlar, Clostridium difficile enfeksiyonlarını tedavi etmek için fekal greftlerin kullanıldığı son çalışmalardan gelmektedir. Bu, bağırsak mikrobiyotasını probiyotikler gibi beslenme müdahaleleriyle modüle ederek, hastalıkları hafifletebileceğimizi veya sağlığı koruyabileceğimizi göstermektedir. Diyette probiyotik bakteri uygulamanın sağlığı etkileyebileceği çeşitli mekanizmalar vardır. Probiyotik bakteriler bağırsağı kolonize edebiliyorsa, mevcut yapışma yerlerini işgal ederek ve mevcut besinleri alarak potansiyel patojenik mikropların büyümesini tamamen engelleyebilirler. Probiyotik bakterilerin sindirilemeyen karbonhidratların parçalanmasındaki metabolik aktivitesi, bağırsak içeriğini asitleştiren kısa zincirli yağ asitlerinin üretimine yol açarak patojenlerin daha da büyümesini engelleyen bir ortam yaratır.

Probiyotiklerin bağışıklık fonksiyonundaki rolünü destekleyen bulgular

Probiyotiklerin potansiyelini araştırmak ve bağışıklıkla ilgili bir dizi sağlık parametresini etkilemek için insan çalışmaları kullanılmıştır.

Alerjik bir hastalık teşhisi konan çocukların, alerjik olmayan çocuklara göre dışkıda bifidobakteri bulunma olasılığının daha düşük olduğu bulunmuştur. Bu nedenle, hamile kadınlara ve onların yeni doğanlarına (özellikle müteakip atopik hastalıklar için risk altında olduğu belirlenenlere) probiyotik bakterilerin uygulanmasına yönelik çalışmalar yapılmıştır. Bunun, bu çocuklarda alerjik hastalıkların görülme sıklığı üzerinde bir etkisi olup olmayacağını araştırmışlar. Böyle bir çalışma, hamileliğin sonunda ve doğumdan sonraki ilk altı ayda probiyotik verilmesinin, çocuklarda atopik egzama insidansını önemli ölçüde azaltabileceği sonucuna varmışlar. Bu etki, probiyotik müdahalenin kesilmesinden çok sonra, çocuklar 4 yaşına gelene kadar devam etmiş. Bu, erken yaşamın alerjik hastalık gelişiminde kritik bir zaman olduğunu ve bu süre içinde hedefe yönelik müdahalelerin semptomların başlamasını önlemede etkili olabileceğini düşündürmektedir. Önlemeye gelince, probiyotiklerin çocuklarda önceden var olan hastalıkların semptomlarını hafifletebileceğine dair kanıtlar mevcuttur. Örneğin, son zamanlarda ülseratif kolit teşhisi konan ve olağan tedavilerine ek olarak probiyotik alan çocuklarda, tek başına geleneksel tedaviyi alanlara göre önemli ölçüde daha düşük remisyon veya relaps insidansı olmuştur. Yaşlı erişkinlerde, probiyotiklerin antibiyotiğe bağlı ishalin önlenmesinde sürekli olarak etkili olduğu gösterilmiştir. Probiyotiklerin solunum yolu hastalıklarını önlemede de faydalı olabileceğini öne süren çalışmalar ortaya çıkmıştır.

Sonuç:

İnsan çalışmalarından elde edilen yukarıdaki bulgular göz önüne alındığında, probiyotik verilmesinin güvenli bir gıda müdahalesi olduğunu belirtmek kaçınılmazdır.

Sağlıklı günler dileği ile…

Uzm. Dyt. Emel Yılmaz

Mail: info@emelyilmaz.com.tr

www.emelyilmaz.com.tr

Facebook

Instagram

Linkedln