Azoospermi tedavisinde testiste sperm üretiminin hangi seviyede bozulduğu önemlidir

Azoospermi olgularının yarıya yakını mikroTESE ameliyatı ile testislerden elde edilen spermler kullanılarak çocuk sahibi olabilir. Ancak geri kalanında ne yazık ki olgun sperm hücresi çıkmadığı için tedavileri devam edecektir. Testislerden olgun sperm hücresi çıkmaması durumunda, küçük bir doku örneği biyopsi olarak alınır ve histopatolojik incelemeye gönderilir. Testis biyopsisi, azoospermi olgularının çoğunda başvurulan yerleşmiş bir uygulamadır. Buradan, testislerdeki sperm üretiminin durumu hakkında genel bilgi edinilir.

Testis biyopsisinde sperm üretiminin normal olduğu görülürse azoosperminin kanal tıkanıklığına bağlı geliştiği düşünülür. Herhangi bir tıkanıklığa bağlı olmayan azoospermiler nonobstrüktif azoospermi ya da NOA olarak adlandırılır. Bunlarda sperm üretimi ya bir seviyede duraklamıştır ya da tamamen ortadan kalkmıştır. Sertoli cell only olarak rapor edilen bu son durumda sperm kök hücrelerinden hiç sperm hücresi gelişmez. Oysa maturasyon duraklaması ya da arresti olarak bilinen ve sperm üretiminin başladığı ancak belli bir seviyede durakladığı biyopsi sonucunda, tüp bebeğe geçebilme bakımından biraz daha umutlu olunabilir. Buradan da anlaşılacağı üzere testislerde sperm hücrelerinin hangi olgunluk aşamasında olduğunun bilinmesi bazı olgularda tedavi için yönlendirici olabilir.

Testiste sperm üretimi “spermatogonium” denilen kök hücrelerden kaynaklanır. Bunlar daha embriyo rahim içindeyken ortaya çıkmaya başlar ve bebek dünyaya gelirken de henüz yeni gelişmeye başlamış testis taslaklarının içine yerleşir. Spermatogoniumlar kendi kendilerine çoğalarak yıllarca değişmeden bekler ta ki ergenlikle birlikte beyinden kana verilen seks hormonlarının seviyesi belli bir noktaya ulaşana kadar. FSH ve LH hormonlarının artmasıyla birlikte testiste testosteron üretimi de hızlanarak kök hücreler daha olgun sperm hücresi üretimine geçerler. Olgunlaşmanın ilk aşaması “spermatosit” hücreleridir. Bunlar henüz çocuk yapacak genetik kapasiteye erişmemişlerdir. O nedenle de tüp bebekte kullanılmazlar. Bir sonraki aşamada spermatositler 46 kromozomdan oluşan genetik malzemelerinin sayısını yarıya indirerek, “spermatid” dediğimiz 23 kromozoma sahip yuvarlak hücre haline gelir. İşte yuvarlak ya da round spermatidler, ROSI tekniği ile tüp bebekte kullanılabilecek ilk sperm hücreleridir. Ancak bunların da gebelik başarıları henüz çok düşük olup, günümüz teknolojisi ile %5 ila %8 civarında sonuç verir. Spermatidlerde kuyruk gelişiminin başlamasıyla genetik kapasiteleri de olgunlaşarak tüp bebek başarıları artma eğilimine girer. Nihayet, yaklaşık 70 mikron uzunluğunda kuyruğa sahip son evre “spermatozoa” ortaya çıkar. Bunlar normal gelişimlerini tamamlamış sperm hücreleri olup, tüp bebek denemelerinin yarısında gebelik sağlayabilirler.

Sperm hücrelerinin sadece şekline ve kuyruk gelişimine bakarak tüp bebekten sonuç alınıp alınmayacağı söylenemez. Döllenmenin olması ve sağlıklı bir gebeliğin gelişmesi için sperm hücreleri içindeki diğer organellerinin de düzgün çalışması gerekir. Burada söz konusu olan başlıca organeller; çekirdeğindeki DNA, bunun hemen arkasında yerleşmiş sentriol ve orta parçasına sarılmış halde bulunan mitokondridir. BunlarıN dışında, yumurtanın döllenmesini sağlayan çok sayıda protein parçacığını da kargolarında taşırlar. Saydığımız malzemelerin her biri kendine has bir görevi yerine getirir. Örneğin; sentriol, hücrelerin bölünerek çoğalmalarında temel rol oynar ve bu nedenle de döllenmenin olmasında temel gereksinimdir. Mitokondri, spermin yumurtaya kadar yolculuğunda ana enerji kaynağı olarak çalışır. Protein parçacıkları ise yine yumurtanın genetik makinesinin faaliyete geçmesinde anahtar rol üstlenirler.

Görüleceği üzere testiste sperm üretimi oldukça kompleks bir süreçten oluşmakta. Azoospermi olgularında bunun hangi basamakta bozulduğunun bilinmesi, tedavi planı için çok değerli bilgi verir. Biyopsisi, testisin çok küçük bir parçasını temsil ettiği için bu konuda sınırlı fayda sağlar. Son yıllarda ejakulatta çıkan özel belirteçlere bakılarak daha geniş bilgi edinmek mümkün olmuştur. Henüz yeni uygulamalarına başlanılan proteomik, metabolomik, nano-teknoloji, lazer ve ileri genetik teknikleri ise gelecek için umut bağladığımız yöntemler olarak beklemekte.  

 

Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Kaan Aydos

www.kaanaydos.com.tr

www.instagram.com/prf.dr.kaanaydos