Hiç çocuğumuz olmayacak mı?

Evli çiftlerin yaklaşık beşte biri, bir yıl geçmesine ve düzenli bir cinsel yaşantı sürdürmelerine rağmen çocuk olmamasından yakınır. Bunların yarısında ise erkekle ilgili bir sorun söz konusudur. Daha sonra tetkiklere başlanır ve kusurun kaynağı bulunarak tedavi aşamasına geçilir. Bazen, henüz tetkik aşamasındayken de doğal yolla gebelik görülebilir. Nihayetinde, olası tüm tedaviler denenir ve doğal yolla çocuk olmadığı anlaşıldığında da artık tüp bebek yapılması önerilir.

Genel olarak ilk denemede çiftlerin yarısında gebelik görülebilir. Deneme sayısı arttıkça, bu şans gittikçe azalma eğilimine girer. Ancak başarısız tüp bebek denemelerinin ardından, bu sırada alınan tedavilerin etkisiyle yine doğal yolla gebelik de mümkündür. Tüp bebeğe giren çiftlerin dörtte birinde bu şekilde gebeliklere rastlıyoruz. Kaç kez tüp bebek yapılması konusunda kesin bir sayı verilemez. Burada kadının yaşı ve yumurta kalitesi ile erkekte sperm kalitesi belirleyici unsurlardır. Bu şekilde, tedavi edilebilme umudu olup da gebeliğin görülmediği bireylere “infertil” diyoruz. Bunun yanı sıra, hiç tedavi olabilme umudu yoksa, bir başka ifadeyle gebelik sağlanamayacağı kesin ise, bu olgular “steril” olarak kabul edilir.

Bir erkeğe steril demek için, tüm umutların tükenmiş olması gerekir. Oysa günümüz teknolojisi ile artık çok zor olgular da bile sonuç alabiliyoruz. Daha ilk görüşmede erkeğin baba olmasında hiçbir şansının bulunmadığı anlaşılan birkaç hastalık vardır. Bunların başında, Y kromozomundaki bazı genlerin doğuştan eksikliği ile hiç Y kromozomunun bulunmadığı XO sendromu gibi genetik bozukluklar gelir. Muayenede testisleri yerinde olmayıp, cerrahi girişimlerle karın içinde bulunamadığı erkekler de steril kabul edilir. 

Erkek popülasyonunun %1-2’sinde, sperm tahlillerinde ölü ya da canlı sperm bulunmaz ve azoospermi olarak ifade edilir. Oysa bunların üçte birinde tüp bebekte kullanılmak üzere sperm elde edebiliyoruz. Gerçekten de TESE yöntemi bu erkeklerin baba olabilmesi için büyük bir şans olmuştur. Ancak testisten elde edilen spermlerin gebelik başarısı yaklaşık yüzde elli civarındadır. Tüp bebek tutmamışsa ya da ilk denemede olgun sperm çıkmamışsa, aynı işlemler yeniden başlar. Bir grup da bu şekilde mutlu sona ulaşır. Peki, yapılan tüp bebek denemelerinde hiç gebelik sağlanamamışsa, artık çocuk olmaz denilebilir mi? Hayır, kesin olarak böyle bir sınır yoktur. İster menide isterse testislerde TESE ile olsun olgun sperm hücresi çıkıyorsa erkek yönünden çocuk olma şansı hala devam eder. Nereye kadar tedavilerin devam edeceği ise, eşlerin sağlık durumları ve sabırlarına bağlıdır. Tabi ki sürecin ekonomik boyutunu da düşünmek gerekir. Son aşamada olgunlaşmamış spermler ve kök hücrelerin tüp bebekte kullanılması gündeme gelir. Belli genetik olgunluğa erişmiş erken evre sperm hücreleri yeni tekniklerle %5-8 oranında gebelik sağlayabilmekte. Kök hücre konusunda ise her ne kadar henüz kanıtlanmış bir tedavi yöntemi rutin klinik uygulamaya girmemiş olsa da bilimsel çalışmalar tüm hızıyla devam etmekte. Unutulmamalı ki, 1993 yılına kadar tedavi ile düzelmeyen azoospermi olgularında hiçbir şey yapılamıyordu. Ne zaman ki TESE yöntemi ortaya çıktı, bu çiftlerin de yarısı çocuk sahibi olma şansına kavuştu. Bundan sonra da benzer bir gelişme her zaman karşımıza çıkabilir.

Bir çocuğun dünyaya gelmesi, sperm ve yumurta hücresinin birleşerek oluşturacakları embriyonun anne adayının rahim yatağında sağlıklı biçimde gelişmesi ile mümkündür. Bu aşamaların her birisi son derece karışık biyolojik mekanizmalarla gerçekleşir. Daha açığa çıkaramadığımız çok sayıda faktör var. Dolayısıyla, doğal birliktelikler ya da tüp bebekle olsun, başarısız bir denemenin spermden, yumurtadan ya da kadında genital kanaldan mı kaynaklandığını söylemek mümkün değildir. Sperm sayısı çok düşük olan erkeklerin de eşleri gebe kalabildiği gibi, tahlilleri tamamen normal olanlarda görülemeyebilir de. Örneğin, sperm ne kadar sağlıklı olursa olsun yumurtada embriyonun gelişimini destekleyecek mekanizmanın bir yerinde eksiklik varsa o denemeden sonuç alınamayacak demektir. Oysa gametlerin iç yapısındaki moleküler süreci ne yazık ki her zaman test edemiyoruz. Bu şekildeki olgular “izah edilemeyen infertilite” olarak tanımlanır. Ancak izah edilemeyen infertilite diyebilmek için de günümüz olanakları çerçevesinde yapılması gereken bütün incelemelerin tamamlanmış olması gerekir. Diğer yandan, döllenme sırasında sperm ve yumurtanın genetik malzemelerinin sağlıklı biçimde eşleşmesinde olasılık hesabı da söz konusudur. Yani “şans” faktörünü de düşünmek gerekir. Bu “şans” faktörünün hangi denemede güleceğini bilemeyiz.

Netice olarak, bazı genetik defektlerin dışında, sperm ve yumurtanın olduğu, kadın üreme sisteminde herhangi bir sorun bulunmayan çiftler için çocuk sahibi olma umudu her zaman sürecektir. Doğru olanı, sorunun erkekten mi yoksa kadından mı kaynaklandığı endişesine kapılmadan, eşlerin birlikte yol almalarıdır.

 

Prof. Dr. Kaan Aydos

www.kaanaydos.com.tr

www.instagram.com/prf.dr.kaanaydos