Sperm nasıl hareket eder?

Yumurtanın döllenerek gebeliğin gelişmesinde en önemli basamak, hiç kuşkusuz spermin yumurtaya ulaşabilmesidir. Testiste üretilen bir sperm hücresinin kadın genital kanalında yumurtaya erişmesi için yaklaşık 6 metrelik bir yol kat etmesi gerekir. Bunun büyük kısmı, testisten çıktıktan sonra içinden geçtiği epididim adlı bezde gerçekleşir. Bu yolculuğun tamamlanıp da ejakulasyonla dışarı atılması, spermin neredeyse 10 gününü alır. Dolayısıyla da ancak normal, güçlü hareket edebilen bir sperm yumurtaya zamanında ulaşabilecek ve döllenmesini gerçekleştirebilecektir. Spermin hareket edebilmesi, son derece karmaşık bir mekanizmayla gerçekleşir.

Spermin hareketini kuyruğu sağlar. Kuyruk ise, başın hemen arkasında yerleşmiş ve sentriol denilen organelden çıkan incecik liflerden oluşur. Bu lifler kasıldıkça, kuyruk da daire hareketi yapar tarzda sürekli olarak bir yönde dönerek spermi adeta bir topaç gibi çevirir. Yani kuyruk kulaç atar gibi bir sağa bir sola salınmaz, sadece bir yönde spiral tarzda döner. Bu sırada başı da beraberinde döndürerek spermin aynen matkapta olduğu gibi önündekileri delerek ileri doğru gitmesini sağlar. Kuyruktaki lifçiklerde bu dönme hareketini yaptıran ise “Dynein” dediğimiz protein yapısındaki motorlardır. Dynein motorları çalıştığında, pistonları ile kuyruk içindeki lifleri ileri-geri çekerek hareket ettirir. Bu motorların çalışması için, her makinede olduğu gibi, enerjiye ihtiyacı bulunur. Hareket için gereken enerjinin yakıtı ise ATP adlı kimyasal bir moleküldür. Bu olmazsa, kuyruk da hareket edemez. ATP spermde 2 yerden elde edilir: orta kısmında bulunan mitokondrisi ve kuyruğu saran kılıfı. Mitokondri adeta bir pil gibi sürekli ATP üreterek spermin canlı kalmasını sağlayan çok önemli bir araçtır. İlginçtir, spermde mitokondri dışında, kuyruğu saran kılıfta da ATP’nin yapıldığı ve enerjisinin bir kısmını buradan sağladığı keşfedildi. Şimdi bu bilgiler ışığında sperm hareketinin neden bozulduğunu ve nasıl düzeltilebileceğini gözümüzde daha kolay canlandırabiliriz.

Anlaşılacağı gibi bir spermin normal hareket edebilmesi için önce sağlam bir iskelet yapısı olmalı, hareketi yaptıracak motor sistemi düzgün çalışmalı ve bütün bunları besleyen güçlü bir enerji kaynağı olmalı. Kuyruğun iskeleti sentriol’den gelişir. Sentriol hastalıkları, son yıllarda üzerinde çok çalışılan bir konu olmuştur. Menide bazı genetik belirteçlere bakarak sentriolün durumu hakkında fikir edinebiliyoruz. Kuyruğa hareket veren dynein motorlarını da yine bazı genetik belirteçlerle araştırabiliriz. Aslında bu yapılar elektronmikroskobu gibi sofistike yöntemlerle daha ayrıntılı incelenebilir ama pratikte her zaman bu imkan olmaz. Enerji kapasitesi hakkında ise spermin membran yapısı ve mitokondrisini inceleyerek bilgi edinebiliyoruz. Buna yönelik olarak birtakım testler geliştirilmiştir.

İşte tedavi aşamasında da, yukarıda saydığımız parçalardan hangisi bozulmuşsa ona yönelik bir yaklaşım yapılmalı. Enerji metabolizmasındaki bozulmaların başlıca nedeni oksidatif strestir. Spermlerin içinde yüzdüğü sıvıda toksik metabolitlerin birikmesi olarak tanımlayabileceğimiz oksidatif stres, başlangıçta spermin membran yapısı ve mitokondrisini bozarak etkisini gösterir ve son aşamada da DNA hasarlarına yol açarak spermi öldürür. Oksidatif stres ve DNA hasarı tedavi edilebilir bir durumdur. Sperm hareketinin medikal tedavi ve önlemlerle düzeltilemediği olgularda ise son çare tüp bebektir. Bu sırada özel tekniklerle sağlıklı spermler seçilebilir ya da tüp bebek yapılırken yumurta bazı enzimler ya da elektrik ile uyarılarak, embriyo gelişimi hızlandırılabilir. Bir diğer çözüm ise, testislerden alınacak spermlerle tüp bebek yapılmasıdır. Çünkü bazı erkeklerde menide çıkan spermler hareketsiz olsa da, testislerde hareketli sperm bulabiliyoruz.

Netice olarak, her zaman vurguladığım gibi, etkili bir sonuç almak için önce doğru tanı konmalı ve bu tanıya yönelik tedavi planlanmalı. Her ne olursa olsun spermin hareketini artırır iddiasıyla üretilmiş, körlemesine kullanılacak ve etkinliği kanıtlanmış ne bir ürün ne de ilaç bulunur. Belki bunların destekleyici rolü olabilir ama faydaları sadece tesadüflere bağlı kalır.

 

Prof. Dr. Kaan Aydos

Üroloji Uzmanı

www.kaanaydos.com.tr

www.instagram.com/prf.dr.kaanaydos