Ah şu dilimizi eşek arıları soksun!

Karşımızdakini kırıcı ya da söylenmemesi gereken bir söz söylediğimizde büyüklerimiz “Ah şu dilini eşek arıları soksun” derlerdi. Sahi şimdi nerede o eşek arıları? Ve nerede o karşısındakini sözle incitmekten çekinen insanlar?

Sosyal medyanın yaygın kullanılmasıyla beraber milyonlarca insan olarak her gün bir şeyler hakkında yazıp çiziyoruz. Yine sosyal medya vesilesiyle de haber ve medya kuruluşları da daha çok haber paylaşıyor. Sirkülasyon hızından mıdır, dikkatsizlikten mi, düşüncesizlik etmek ya da empati eksikliğimizden midir bilinmez maalesef klavye başındayken yazılan sözcüklerin nereye gideceğini, kime varacağını, birini incitip incitmeyeceğini pek düşünmüyoruz. Yazdıklarımızdan daha çok yazılanları okuduğumuzu da düşünürsek yanlış kullanılan sözcük ve anlatımlar da zamanla kulağımıza normal gelmeye başlıyor. Öyle ki hata yaparken, birini incitirken bunu fark etmiyoruz bile.

“Rolüm Ağır, Peki Senin Rolün Ne?”

Geçenlerde bir haber okudum, “Rolüm Ağır, Peki Senin Rolün Ne?” diyordu. İlgiyle okumaya devam ettim. Bu bir proje. Geçtiğimiz tarihlerde gerçekleştirilen atölyelerde, obezitede damgalama ve ayrımcılığı önlemeye yönelik medyanın rolü tartışılmış.

Basın mensupları ile birlikte gerçekleştirilen medya atölyesine; Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Öğretim Üyesi Reklamcılık ve Tanıtım Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Deniz Sezgin ve Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Araştırma Görevlisi İlkin Esen Yıldırım, Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) Başkan Yardımcısı ve Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilek Yazıcı, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Görevlisi ve TOAD Üyesi Dr. Seda H. Oğuz Baykal katılmış.

Yine aynı kaynaktaki bilgiye göre:

“Obezite, Dünya Sağlık Örgütü tarafından en riskli 10 hastalık arasında gösterilen kronik hastalığın adı. Türkiye’de son 12 yılda erkeklerde %107, kadınlarda %34 oranında artış gösteren obezite hastalığı, ülkemizi  Avrupa’da hiç arzu etmeyeceği bir liderliğe taşımış durumda. Bunun için, obeziteli bireylerin birer sayı ve istatistik olarak tanımlandıkları araştırma ve haberlerden daha fazlasına ihtiyaç bulunmakta. Obeziteli bireyleri dinleyecek, anlayacak, motive edecek düzenlemeleri tespit ederek toplumu harekete geçirecek fikirlere ihtiyaç var” deniliyor ki çok haklı bir serzeniş.

Peki burada bize düşen rol ne?

Benim rolüm ne?

Fark etmek ve değişimin dilde başladığını hatırlamak!

Tavrımızla, dilimizle her şeyi değiştirmenin mümkün olduğu bir iletişim çağında yaşıyoruz. Sosyal hayatta obeziteli bir birey olmanız dolayısıyla dışlanmak, küçük görülüp, “iradesiz” ya da “tembel” olarak damgalanmak ve hastalıkla ilgili incitici şakaların, lakapların hedefi hâline gelmek hak verirsiniz ki kimsenin maruz kalmaması gereken durumlar.

Hangi noktada, nasıl oldu bilmiyorum ama biz her konuda ve karşımızdaki kim olursa olsun incitmekten çekinmeyi, sözcükleri özenle seçerek konuşmayı unuttuk sanırım. Yüz yüzeyken bir nebze daha dikkatli olsak da özellikle yazarken, sosyal mecralarda çok daha rahat davrandığımızı düşünüyorum. Özellikle de insanları dış görünüşleriyle yargılama, fiziksel görünüm üzerinden boyla, kiloyla, kulakla, saçla vb. konularda komik olduğu düşünülen sözcükler kullanma alışkanlığını (kabalığını) bırakamadık maalesef. Oysa hepimiz bir gün fiziksel bir rahatsızlığa, herhangi bir engele maruz kalabilme ya da obeziteli olabileceğimiz gerçeğiyle karşı karşıyayız. İnsanların fiziksel özellikleri ile bahsedilen aslında dünya çapında küresel bir sorun hâline gelen ve çevremizde çocuklar dâhil gün geçtikçe daha çok gördüğümüz obeziteli kişilerle ilgili konuşurken de çok daha dikkat etmeli ve birbirimizi uyarmalıyız.

Kendimize ve birbirimize bu hatırlatmaları yapmalı!

-Obezite küresel bir salgındır, yalnız kiloyla ilgili değildir. Çoğu zaman kişinin kontrolü altında olmayan etkenlerden kaynaklanır. Biyolojik, genetik, psikososyal ve çevresel faktörlerin sonucu olarak meydana gelen anormal veya aşırı yağ birikimidir.

-Obez değil, obeziteli bireydir.

-Obez kadın/erkek/çocuk değil obeziteden etkilenen kadın/erkek/çocuk

-Obezite, hayat tarzından kaynaklanan bir rahatsızlık değildir; kronik ve toplumsal yönü olan bir rahatsızlıktır.

Proje hepimize  “Öyleyse, Var Mısın?” diyor.

Obezitenin bugünden sonra medyada nasıl temsil edileceğini beraber tasarlamaya, toplumun okuduğu, dinlediği haberlerde obeziteli bireylerin birer sayı ve istatistikten çok daha fazlası olduğunu anlatmaya, sözcüklerin gücünü beraber keşfederken, hem yazdığımız kelimeleri hem de fotoğrafları daha özenli seçmeye, obeziteli bireylerin temel haklarına ulaşabilmeleri için seslerine ses katmaya ve her şeyden önemlisi, siz değerli basın mensupları; kaleminizin gücünü damgalayıcı ve ayrıştırıcı toplumsal yargıları yıkmak, farkındalık yaratarak toplumu harekete geçirmek için kullanmaya var mısınız?

Ben varım, hadi sen de varım de!

Sevgi, saygı ve empati ile kalın…