Ormana nasıl haykırırsan öyle karşılık verir!

Cennet ülkeyi cehenneme çevirdik. Bir ateş eksikti, o da tamamlandı. Ülkemizde ve dünyanın çeşitli yerlerinde çıkan yangınlar, yaktıkları yerler ve canlılar ile birlikte uzak yakın hepimizin içini de yakıp kavurdu.

Yok olan ağaçlarla birlikte yanan onca hayvan, çiftçilerin tarlaları, insanların evleri, iş yerleri ve hatta yanan bedenleri… Neresinden bakarsanız bakın insanın içi acıyor. Manavgat’ta başlayıp 13 şehre yayılan toplamda 75 orman yangını var ülkemizde. Üzgünüm, göğsüm sıkışıyor, içim parçalanıyor, bu vahşeti aklımdan atamıyorum. Ateşin rüzgârla büyüyen sesi, insanların feryatları kulaklarımdan silinmiyor. Yanan hayvanları, yangında canını kaybeden insanları, tarlalarına, mallarına ağlayanları, kaybolan doğayı, bir ağacın binbir emekle nasıl uzun vadede büyüdüğünü düşündükçe kahroluyorum.

Art arda başlayan bunca yangın tesadüf olamaz. Bu bir terör eylemi diyen çok insan var. Bu pencereden bakınca “İnsan olmak, mutlu olmak, doğaya, insana, hayvana zarar vermeden yaşamak bu kadar mı zor?” demeden edemiyorum. İnsanın insana, insanın dünyaya zulmüne unutulmaz bir örnek daha diyorum.

Bir yandan da “Acaba taşına toprağına kurban olurum deyip de çevresini, suyunu, havasını kirletmekten çekinmediğimiz, hayvanlara zulmedenlerle yaşayıp, olanları sadece izleyip, ah vah edip sonrasında da hızla gündemimizden çıkardığımız, her fırsatta özellikle de maddi konular için ağaçlarını kestiğimiz doğa, bizden intikam alıyor olamaz mı?” diye de sormadan edemiyorum. Pandemi ile önce insanların ciğerleri yandı. Şimdi de orman yangınları ile ülkenin ciğerleri… Hayat, onun karşısında ne kadar aciz olduğumuzu bir kez daha bu sefer de yangınla gösterdi. Tüm dünyada yaşanan kuraklık, depremler, seller, salgınlar, denizlerdeki hastalık ve şimdi de yangınlar… Tüm bunlar doğanın insana cevabı, bizim “iklim krizi” dediğimiz şey değil de ne?

Stefano  D’Anna “Dünya böyle çünkü sen böylesin!” diyor. Atalarımız ise “Ne ekersen onu biçersin!” demiyor mu yüz yıllardır. Durup düşünmek lazım artık. Biz ekmediklerimizi biçiyor olamayız! Bu dünyayı bu hale el birliği ile biz getirdik.

Şimdi kime nasıl yardım etmeli, nereden başlamalı? İster kundaklama olsun ister doğanın intikamı, şu durumda ne yapmalı, kime kızmalı, çözümü nerede bulmalı? Gelecek kuşaklara gölgesinde dinlenecek ağaçları, cıvıldayan kuşları, akıp gitmeyen toprağı, ormanın çocukları olan hayvanları, temiz suları nasıl bırakmalı?

Herkesin içinde cevabını bilmediği içini yakan pek çok soru var. Vicdanlar avaz avaz bağırıyor, içimiz yanmaya devam ediyor. Doğaya tahribata dur demezsek, bizi hayatta tutan aynı doğa bizi yutacağını haykırıyor. Artık duymalı!

Ne dersiniz?

El ele verip doğayı yeniden diriltebilir miyiz?

Peki eskisi gibi yaşam hevesimizi geri kazanabilecek miyiz?

Türkiye’nin haber yaşam platformu Milliyet Dijital yenilendi!

Uygulama ile devam et, gündemi kaçırma!

Şimdi DeğilHemen Keşfet
akıllı banner