Aralık ayı geldi. Yine koca bir yılı bitirdik .

Yakında tüm tv’ler, sosyal mecralar, 2021 yılının nasıl geçtiği ile ilgili bir dolu haber yapar. Yıla damgasını vuran ilginç olaylar gündeme getirilir diyeceğim, ama zaten yılın neredeyse her günü, “ bir korku tünelinden toplu geçmeye çalışıyormuşuz” gibi değil miydi zaten.

Hastalıklar, ekonomik krizler, doğal afetler, kadın cinayetleri, ve daha neler neler... Kontrol edemediğimiz, bize bağlı olmayan ne çok şey yaşandı.

Elbette bireysel hikayelerimiz de güzelliklerde oldu. Bahar geldi, çiçekler açtı.

Doğa cömert yüzünü her şeye rağmen insandan esirgemedi. Ve yine kış yüzünü gösterdi, narlar, ayvalar, kestaneler, nergisler yeni yılın habercisi kokinalar çıktı. Kısacası hayat çok da bize sormadan kendi döngüsünü öyle ya da böyle yaşıyor.

Demem o ki günler geçiyor.

Bazen hayata, bazen de kendime sorular soruyorum. Cevabını bulmakta zorlandığım sorular.

Ne zor şey insan olmak diyorum.

Karmakarışık duygular, inişler çıkışlar, beklentiler, umutlar, hayal kırıklıkları içinde, “acaba hayatta doğru yerde miyim” diye sorguladığım çok şey oluyor.

Ya da doğru yer var mı , varsa neresi ?

Yapmam gerekenler veya hali hazırda yaptıklarım ile yapmak istediklerim arasındaki ince çizgide, ben gerçekten neredeyim?

Kendi hayatımın anlamına dair ciddi sorularım var .

Cevaplarını nerede aramalıyım?

Geçmişte mi? Şimdide mi? Yoksa Viktor Frankl’ın dediği gibi: geleceğin ışığında mı?

Hangi doğru sorunun cevabı nerede saklı? Sizin de sorularınız var mı kendinize?

İyimser olmak? Umut etmek? Hedefleri olmak? Güçlü olmak? Mutlu olmak?

Bizden istenen hayatı mı yaşıyoruz? Yoksa kendi hayatlarımızın mimarı mıyız?

Ben kimim?

Ya duygularım, farkında mıyım onların?

Sevdiklerim, sevmediklerim, hayal kırıklıklarım, umutlarım ve ben tüm bunların neresindeyim?

Kendim için en son ne yaptım? Gerçekte ne yapmak istiyorum? Olduğum ve bulunduğum yer doğru mu?

Onlarca soru içerisinde ben neredeyim? Kendimle doğru iletişimim var mı ? Kendimi bulunduğum yerden olmak istediğim yere nasıl götürebilirim?

Ne değişirse ben değişirim? Ya da değişmeli miyim?

Hazır mıyım kendi içsel bir yolculuğuma çıkmaya ve alışılagelmiş ezberleri sorgulamaya.

Her türlü beklentilerimiz, yapmak istediklerimiz, kaçırdığımız fırsatlar, zaaflarımız ve insan olmaya dair daha birçok şey, yaşamak için anlam arayışımızda bizi hayata bağlıyor. Çünkü insan sadece madde değildir, aynı zamanda bir “zihin” varlığı olan insan; anlam arayışını sürdürüp, kendini, etrafını, dünü, bugününü ve yarını sorgular.

Anlam dünyamız, düşünce kalıplarımız, ön yargılarımız, varsayımlarımız, akıl yürütmelerimiz, ne olduğunu sanmalarımız ve bazen içgüdüsel, bazen de kavramsal dalgalanmalarımız içerisinde hayata anlam katmaya çabalarken gerçekten ihtiyacımız olan şeyin farkında mıyız?

İşte farkındalık, kelimesinin anlamı da bana göre burada ortaya çıkıyor. Yani kendini ve duygularını tanımak, yapabileceklerinin sınırlarını bilmek ve davranışlarımızın anlamını, yaratacağı sonuçları görebilmek… Cesaretle ve dürüstçe kendi hayatına anlam ve yön verebilmek.

Her bir varoluş anımızda, sorgulamalarımızda nasıl hissettiğimiz, neyin iyi neyin kötü olduğu, nasıl davrandığımız yada davranmamız gerektiğinin kalıpları, neyin ahlaki neyin edepsiz olduğu, cesaret, korku, sevinç , utanç, aşk, kariyer, aile, arkadaşlık gibi duygu ve kavramlar içerisinde yaşamın her yönüne ilişkin kavrayışlarımızı nasıl dengede tutacağız?

Hadi sorun kendinize sorularınızı, korkmadan önce sorun..

“Farkındalık” diye çok konuşuyoruz ya, yani “bir şeyin bilincinde olma hali, ” peki kendimizin ne kadar farkındayız ?

“Şu anda ne yaşıyorum” demezseniz ve düşüncelerinizi, duygularınızı, bedeninizi gözlemlemezseniz farkındalığınızı hiçbir zaman gerçek manada geliştiremezsiniz. Geçmiş ile gelecek arasında savrulur gidersiniz.

“Bir yüce sanattır yaşayabilmek “diyor Jack London ve bakın ne güzel anlatıyor hayatı;

Yaşama başladığımızda her birimize birer blok mermer ve onu işleyebileceğimiz avandanlıklar verilir. Bu mermer bloklarımızı kimimiz, ya el değmemiş biçimiyle ve tüm ağırlığıyla arkamızda sürükleriz, ya parçalayıp çakıl taşı gibi döker, yerlere saçarız. Ya da görkemli bir biçimde işleyerek ona ve dolayısıyla kendi yaşamımıza, örnek oluşturacak bir biçim ve anlamı veririz.

Ne denli nitelikli olursak olalım, daha iyi bir yaşama ancak, bunu kendimiz için düşleyebildiğimiz ve kendimize, ona sahip olma izni verdiğimiz zaman ulaşırız.

Kendimize yaptığımız yolculukta bilmeliyiz ki;

"Ya özürler ediniriz, ya da sağlık, aşk, uzun ömür, anlayış, macera, para, mutluluk sahibi oluruz. Hayatımızı bizler, seçimlerimizin gücüyle tasarımlarız. Yanlış seçimler yaptığımız zamanlar, hayatımızı kendi kendimize tasarımlamadığımız zamanlar, en mutsuz olduğumuz zamanlardır."

"Her güçlü düşünce, kesinlikle hayranlık uyandırıcı ve biz onu kullanmaya karar verinceye kadar kesinlikle yararsızdır."

"Mutluluğa dönüşmeyecek felaket yoktur; felakete dönüşmeyecek mutluluk yoktur."

"Dünyada kalış süremizi tamamladıktan sonra önemli olan tek şey, sevmeyi ne denli başarabildiğimiz ve sevgimizin ne denli çok kişiye ulaşabilmiş olmasıdır.”

Bilinçli farkındalığın yolumuzu açtığı, güzel bir yıl dilerim.