Çin’den başlayarak kısa bir sürede dünyanın gündemini altüst eden bir pandemi yarattı COVID-19. Aslına bakılacak olursa Ortaçağ’da vebadan ağzı yanan dünya insanı, koronayı üfleyerek karşılamayı akıl edemedi. Ulaşımın, teknolojinin ve imkanların günümüzle tartışılamayacak düzeyde olduğu Ortaçağ’da “Yersinia Pestis” bakterisinin yaptığı kıyım hatırlanarak biraz ders alınsa idi günümüzde geldiğimiz noktadan uzakta durma imkanımız olabilirdi. Fare kaynaklı bir bakterinin kökenini oluşturduğu ve orijini “biyolojik silah” olmasa bile süreç içinde biyolojik silah olarak kullanılmış bir hastalık olan vebanın yarattığı yıkım, insan nüfusunun yaklaşık üçte birinin ölümüne neden olmuştu ve din-dil-ırk ayrımı yapmadan; üstelik insanlar bir ülkeden diğerine uçakla ulaşamazken. Mancınıklarla Venediklilerin şehirlerinin içine atılan “Yersinia” dolu insan cesetleri hala tarih ve tıp kitaplarında bahsedilmekte.

Başlangıcından itibaren komplo teorisyenlerince dünyanın mevcut ekonomik, politik ve sosyal düzenini değiştirmeye yönelik bir üst akıl oyunu olduğu söylentileri kulaktan kulağa yayılan COVID-19, Ortaçağ’ın bilinmezi olan bakterilerin günümüzdeki versiyonu virüs ailesinin bir üyesi. Milenyum hastalıklarının başrol oyuncularından olan virüslerin en büyük ortak özellikleri ise tedavilerindeki kısıtlılıklar. Pozitif bilimin bize verdiği “virüs güdümlü” silahlar oldukça kısıtlı ve dahası bu amansız düşmanlarımızın kendini yenileyerek, “dün” etkilendikleri ilaçlardan “bugün” korunabilir hale gelmeleri an meselesi. Virüslerin bu derece değişken ve oynak yapıları ise insan türünün korkulu rüyalarından biri olmalarının temel sebebi. Çeşitli virüsler için aşılar üretilmiş olsa da COVID-19 henüz milenyum teknolojisinden nasibini alabilmiş değil ve “tıp bilimi”nin güncel imkanları ile etkin ve güvenilir bir aşının üretilebilme sürecinin 1 seneden kısa sürmesi olanak dahilinde değil. 1 seneden önce bir aşı kullanımına başlanırsa ya tıbbın ve üretim süreçlerinin bilimsel kurallarını tekrardan gözden geçirmiş olacağız ya da komplo teorilerinin, teorinin ötesine geçtiğini…

İşte böyle bir karmaşa ve panik havası Uzakdoğu’dan, önce yakın doğuya ve sonra da bizi teğet geçerek batımıza sıçrayınca olası geleceğimiz ile ilgili kaygılarımız artmıştı. İşte o günün olası geleceği, bugünün göz ardı edilemez gerçeği haline dönüşüverdi. Sağlık Bakanlığı ve diğer yetkililerin zamanında aldığı önlemler ile mümkün olduğunca geç tanıştık korkulan COVID-19 ile. Korkulan sıfatını, bilinmezliğine borçlu olan bu virüsün diğer ülkelerdeki ve toplumlardaki etkilerinden deneyim elde etmek için yeterince zamanımız oldu ve bu bizim için bir avantaj. Öyle ki Çin’in 3 aylık deneyimi, İtalya ve İran’daki son 15 gün içinde meydana gelenler ve sonrasında Avrupa’nın yaşamakta olduğu infial hali bu süreçte “temiz” kalmayı başaran ülkemizin hem mental hem de altyapı olarak hazırlanmasına olanak tanımış olmalı. Bahsi geçen ülkelerdeki vaka sayılarının artışındaki istatistikler, bugünümüzden yarınımızı tahmin edebilme şansını ve o ülkelerin tıbbi ve stratejik süreçleri ise düzgün bir afet planı ve kurallı-bilimsel bir tıbbi strateji planlayabilmemizi sağlamış olmalı.

Bugünden itibaren hem bireysel hem toplumsal olarak “içimize” girmiş olan bu virüse karşı almamız gereken önlemler ve hareket planımız açık bir biçimde belirlenmiş durumda. Bu konumda yine hem bireysel hem de toplumsal olarak bize düşen ise bu kurallara; “Aman canım ne olacak!” şeklindeki refleksimizden sıyrılarak olabildiğince riayet etmektir.

Bu çerçevede sosyal izolasyon alınacak önlemlerin en başında gelmektedir. Mümkün olduğunca evde kalmak ve ancak sağlık, gıda temini gibi elzem nedenlerle sokağa çıkmak bu izolasyonun ilk adımı olmalıdır. Kapatılan kafeler yerine evde toplanmak, misafirliğe gitmek, çocukları arkadaşları ile buluşturmak, AVM’lerde cirit atmak gibi “sosyal kümülasyon” yaratacak alternatifleri aklımıza bile getirmemek gerekmektedir. Sosyal izolasyon tanımına giren ve bulaşı engellemek için tanımlanan 1 metrelik insan-insan mesafesini koruyacak şekilde kısa süreli yürüyüş yapıp, insana temas etmeden ve insan temasına maruz kalmadan eve dönmek psikolojik açıdan çaresiz kaldığımızda yapabileceğimiz dış ortam aktivitesi olmalıdır. Bununla birlikte dışarı çıkıldığı durumlarda ulaşım için mümkün olduğunca toplu taşımadan uzak kalınmalı, kısa mesafelerde yürünmeli ve insan temasının engelleneceği ulaşım yollarına başvurulmalıdır (bisikletli ulaşım gibi). Tüm bu önlemlere rağmen tanıdık eş ve dostla karşılaşılırsa tokalaşmak, sarılmak ve öpüşmek gibi kültürümüzün vazgeçilmezlerinden uzak durulmalıdır; unutmamak lazım ki bugün ertelenen sevgi gösterileri, gelecekte misli ile mahsup edilebilir.

Bu tür zamanlarda değil her zaman uymamız gereken kişisel hijyen kuralları, COVID ile savaşta en büyük silahlarımızdandır. Eller, bilmediğimiz her yüzeyle, her bir diğer insanla temasın öncesinde ve sonrasında yıkanmalıdır. Sabunla, tüm parmak araları ve bilekler temizlenecek şekilde ovarak yıkanan eller için suya ve sabuna ulaşılamadığında bir diğer alternatif ise temizlik kültürümüzün köşe taşlarından biri olan kolonya ve benzeri alkol bazlı (%60 ve üzeri) el temizliği solüsyonlarıdır. Mecbur kalıp ev dışına çıkıldığı zaman, giyilen kıyafetlerin yıkanması, temizlenmesi alınabilecek diğer önlemlerdendir. Hasta olmayan kişilerin maske ve eldiven takmaları gerekmemektedir. Maskeler, sadece karantinadaki şüpheli kişiler tarafından ve tedavide rol oynayan doktor ve yardımcı sağlık personelleri tarafından kullanılmalıdır. Gereksiz şekilde eldiven ve maske kullanımı, hem gerekli hallerde eldiven ve maskenin bulunamamasına yol açacak hem de eldiven-maske takan kişilerin, bu ekipmanların rahatlığı ile hijyen kurallarını çiğneme olasılığını doğuracaktır. Tüm bu önlemlerin haricinde ellerin göz, burun, ağız ve çevresine temas ettirilmemesi hastalıktan korunmada önemli bir faktördür.

Bilinmezliğin yarattığı bu “korku bulutu”nu ancak konusunda uzman ve ehil kişilerin önerileri, açıklamaları ve bilgilendirmeleri ile dağıtabileceğimizi unutmayalım. Konusunda uzman olmayan ve çeşitli motivasyonlarla “popüler kültürün hizmetinde” açıklama yapan “bilirkişi”lerin söylemlerinin bulutları daha da karartıp sağanak yağmura neden olacağını hatırlatmak isterim. Benzer şekilde yetkili kişiler dışında ve yine “çeşitli motivasyon”larla sosyal medya aracılığı ile yapılan asılsız duyuru ve bilgi aktarımlarına kulak asmayın.

Üzerine basarak, altını çizerek, kalın-italik puntolarla bir kez daha uyarmakta fayda görüyorum. Bu süreci en az hasarla atlatmak için sabırlı bir şekilde ve tüm kurallara uyarak hareket edelim; yetkili ağızlardan çıkacak açıklamaları, pozitif bilimin takipçisi olan sağlık profesyonellerinin önerilerini takip edelim ve onlara güvenelim.

Sağlıklı bir hafta dilerim.

Doç. Dr. Cem Arıtürk