Yaşanası kentler için bisiklet

2001 yılında ilk defa bisikletle İstanbul’da trafiğe çıktığımda bir kırmızı ışıkta durdum. Yan arabanın 40'lı yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim, düzgün giyimli, hafif şakaklarındaki saçları kırlaşmış sürücüsü, aracın camını (henüz cam filmi olmadığı için cam açılmadan da sürücüyü görebiliyordum) açarak üstten konuşur bir üslup ve ses tonu ile uyardı: “Burada bisiklet kullanamazsın, araba yolu burası!” Hem gençliğimin hem de bilgisizliğimin etkisi ile tedirgin oldum ve o gün yolun geri kalanını kaldırımlardan gittim. Daha sonra serdeki gençlik, trafiğe çıkmama engel olmadı tabii ama bir yandan da okuyup araştırmaya ve öğrenmeye başladım. Aradan geçen 20 yılda okul servis şoförü tarafında sabahın 06:30’unda sıkıştırılıp, elde levyeyle tehdit edildiğim de oldu; üzerime direksiyon kıran siyah renkli protokol aracı da gördüm, duyduğumda yüzümü kızartacak küfürler eden kadın şoför de. Bugün bisikletli ulaşım hakkında hem teorik hem de pratik açıdan ciddi bir bilgi birikimine sahibim ve şehir içi ulaşımımı aksi olmadıkça bisikletim ile sağlıyorum. Bir yandan da o yaz günü, yan arabadan beni uyaran “beyefendi”nin bu süreçte kendine bu konu ile ilgili neler kattığını merak etmekten alamıyorum kendimi (Bilinçli ve saygılı araç sürücülerini tenzih ederim).

2019 yılının başında Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre Türkiye’de 2009-2019 yılları arasında toplam 1.182.491 trafik kazası olmuş ve bu kazalarda 52 binden fazla insan hayatını kaybetmiş ve 300 binden fazlası da yaralanmış. 2000'li yıllarda trafik terörü olarak adlandırılan bu gerçek, günümüzde korona virüs pandemisi verileri ile boy ölçüşebilecek boyutlara yaklaşmakta. Peki sadece böyle bir verinin bile üzerinde düşünülmesi gerekliliği açıkken, neden sadece istatistikleri tutup kafamızı kuma gömüp soruna bir çare bulmuyoruz veya bulmaya çalışmıyoruz?

Pandeminin yaşandığı dönemde İstanbul’da ulaşıma rahatlık getirmesi amacı ile belirli rotalarda pop-up bisiklet yolları (geçici olarak planlanan ancak kullanım durumuna göre kalıcı hale çevrilebilecek) planlandı ve oluşturuldu. Keza Türkiye’de Eurovelo rota ağına sahip olan tek şehir olma ünvanını elinde bulunduran İzmir’de de bugüne dek yapılan bisiklet yolu yatırımlarına yenileri eklendi. Benzer girişimler pek çok başka şehirde de vücut buldu. Gerçi bundan önceki yıllarda da pek çok şehirde benzer girişimlerde bulunulmuş ancak pek çoğu; yanlış yapılandırma, yetersiz altyapı, eğitim eksikliği ve teşvik problemleri nedeni ile geçici girişimlerden öteye gidememişti. Bunlardan en karikatürize olanı ise 2018 yılında kentliler tarafından, “trafiği aksattığı” sebebi ile oylama yapılarak kapatılan Isparta’daki bisiklet yolları idi kanımca. Yaşadığım yer olan İstanbul Kadıköy’de de 6-7 sene önce Bağdat Caddesi’ne, bugünkü yazımı yazmama neden olan pop-up bisiklet yolunun olduğu rotada yapılan bisiklet yolu ise, motorlu taşıt hegemonyasına sadece birkaç ay dayanabilmişti. Yine aynı yerde -İstanbul Kadıköy İlçesi’nde Göztepe Parkı ile Yoğurtçu Parkı arasında- yapılan bisiklet yolu da az önce bahsettiğim ağabeyi ile aynı kader yolunda yürüyor gibi.

Mayıs ayında, 4 şeritli Bağdat Caddesi’nden 1 şerit, dubalarla ayrılarak bir bisiklet yolu düzenlendi. Bağdat Caddesi’nde Göztepe Parkı’ndan başlayıp Yoğurtçu Parkı’nda sonlanan bu yol kendi içindeki sorunlara ve planlama aksaklıklarına rağmen, “bir yerden başlamalı” mantığına göre iyi ve yerinde bir girişimdi. Yol yapıldıktan sonraki 2 hafta içinde, bisikletlilerden gelen istekler ve belirlenen eksiklikler doğrultusunda değişiklikler ve tamamlamalar yapıldı. Türkiye’nin ve İstanbul’un en yaşanası yerlerinden biri olan Kadıköy’ün çehresine yakışır bir hale büründü. Ama gel gör ki başta motorlu araç sürücüleri olmak üzere alışkanlıklar dışında bir oluşumdan rahatsız olan vatandaşlar nedeni ile daha emekleme çağındaki bu bisiklet yolu yavaş yavaş hırpalanmaya başlamış durumda. Kuralları hiçe sayarak yolun sağına park eden araçları, sinyalsiz kuralsız makas atan sürücüleri, ceplerden taşarak yolu işgal edenleri görmeyenlere nedense bu bisiklet yolunun varlığı fazla geldi. Bu yolu işgal eden araçları engellemek için dikilen ve daha yapım aşamasında kuralsızlıklara alışmış olmanın refleksi ile “dükkanımın önünü kaparsa kırarım ben bunları” diye tehdit edilen dubaların ve uyarı levhalarının belli bir bölümü ya sökülmüş ya da kırılmış durumda. Özellikle market, mağaza önlerindeki ceplere parkeden araçların hemen tamamı bisiklet yoluna taşarak ulaşımı olumsuz yönde etkiliyor. Ayrıca yine market ve mağazaların önünde mal indirme ve yüklemesi yapan araçların da bisiklet ulaşımını engellediğini söylemek lazım. Araba sürücülerinin sola dönüşlerde, kullandıkları aracın “motor hacmi ile doğru orantılı olacak şekilde” agresif tutumu, dörtlü flaşörleri yaktıkları anda her hareketi yapıp her yerde durabileceklerine inançları, bisikletin trafikteki yeri ve kuralları ile ilgili cahillikleri ise zaten aşılması gereken diğer sorunlar. Tabii bu eleştirileri yazarken bisiklet kullanımını destekleyen, hoşgörülü, kural ve kanunlara uyan, saygılı araba sürücülerini hem tenzih ediyorum hem de her birine gönülden teşekkür ediyorum.

Bunca sorunu saydıktan sonra çözüm önerileri sunmamak Nasrettin Hoca’nın göle maya çalmasına benzer. Gerçi çözüm önerilerinin de ne kadar dikkate alındığını tartışmak lazım ama şu gerçek ki biz bisikletlilerin ve dahası güzel, temiz, yaşanabilir bir şehir isteyen herkesin bu çözüm yollarını bilmesi ve desteklemesi şart.

Yapılan bilimsel çalışmalar ve daha önce bisikletli ulaşım kültürünü kendi şehir ve ülkelerinde oturtmuş yönetimlerin hangi yolu izlediğini bilmek sanırım yapılabilecek en önemli şey. Eğitimin önemini vurgulayarak ancak en önemli madde olmadığını da belirterek başlamak istiyorum. Az sonra irdeleyeceğim Hollanda örneğinde, ana sınıfından başlamak üzere her çocuğa trafik eğitimi veriliyor. Zaten ailesinden, bisiklet kültürünü alan çocuk, okul eğitiminde de bisikletin trafikteki yerini pekiştirmiş oluyor. Sanırım yarından tezi yok Milli Eğitim Bakanlığı’nın trafik dersi konusunda somut ve pratiğe yansıyabilecek nitelikte adımlar atması şart. Gelelim elimizdeki en güçlü verilere. Hollanda gibi, toplamda 35000 kilometrelik bisiklet yolu bulunan ve kişi başı yılda 1000 kilometreye yakın bisikletin sürüldüğü bir ülkenin geçmişine göz atalım. 1970lerde benzin krizi, trafik kazası ölümleri, şehir içi trafik ve park problemi gibi kulağa çok tanıdık gelen sorunlarla boğuşan bu 17 milyon nüfuslu Kuzey Avrupa ülkesinin bir bisiklet ülkesi haline gelmesi sadece 50 yıllık bir süreç. Bu süreçte yapılan ilk hamle, gerekli altyapı ve planlama ile bisiklet yollarını yapmak. Bisiklet yollarından kasıt, 4 şeritli bir yolda misafir bir şerit ayırmak değil, aksine şehrin tamamında, altyapılı ve bisiklet kullanımını kolaylaştıracak, teşvik edecek yollar oluşturmak. Hatta arabaların “misafir” olarak görüldüğü kent bölgeleri yaratmak. Bununla yetinmeyen yönetim kademeleri arabaların şehir içine girişini kısıtlayacak bir takım önlemler aldı. Bu önlemler dahilinde vergilendirme sistemleri, yüksek park ücretleri, olası kazalarda çok ciddi yaptırımlar mevcut. Trafik kanunları, bisikleti ve bisikletliyi koruyup kollayacak şekilde düzenlendi. Aslında tüm bunlardan önemlisi alınan her tür önlem yerel ve genel yönetimler tarafından ısrarla ve inatla, cesur ve istikrarlı bir şekilde devam ettirildi. Öyle ki 2019 yılının başında Hollanda hükümeti, 200 bin vatandaşını daha arabadan indirip bisiklete bindirebilmek için, sürülen kilometre başına 0,29 euroluk bir teşvik paketi açıkladı. İşte tüm bu süreçlerden geçen bir diğer ülke olan Danimarka’daki şu istatistik istikrarlı ve devamlılığı olan bir sürecin ve yol yapmaktan önce algı ve zihniyetin değişmesini sağlamanın ne kadar önemli olduğunu göstermesi açısından çok çarpıcı; Danimarka’da toplam çalışan nüfusun %9'u işine bisikletle gidip geliyor ve 2 veya daha fazla çocuğu olan ailelerin üçte birinde bir kargo bisikleti mevcut.

Tüm bunların ardından bir çuvaldız da kendimize. Kurallara uygun, defansif sürelim Güvenlik ekipmanlarımızı mutlaka takalım. Kuralsızlıklara karşı uygun üslupla, nezaketten taviz vermeden ancak hakkımızı da yedirmeden, ısrarla, istikrarlı bir şekilde tavır alalım. Gerekli durumlarda ilgili yönetimlere ve yetkililere sorunları bildirelim, hakkımızı arayalım. Bisiklet medeniyettir; temiz, sürdürülebilir, sakin ve keyifli kentler için bisiklet trafikteki tek çaredir.

Güneşli ve keyifle pedalladığınız bir hafta dilerim.