İngilizce’de kullanılan “FALL IN LOVE”, yani “Aşk’a düşmek” tabirinin çok da haksız bir tanımlama olmadığını düşünüyorum. Sanki düz yolda yürürken birdenbire bir kuyuya düşmüşsünüz gibi. Ama sonra düşünüyorum, aslında tam tersi. Kuyunun içinde debelenirken, düz yola çıkmak Aşk’a düşmek.

Gönlünüze, bedeninize, zihninize, tüm hücrelerinize AŞK düştüğünde, başınıza gelenler karşısında tepkiniz iki türlü olabilir. Çoğunlukla, korumacı zihin sizi uzaklaştırmaya çalışacaktır. Zihin yeniliği sevmez, çünkü orada bilinmeyen vardır. Bilinmeyen ise, potansiyel tehlike demektir. Zihnin görevi, kişiyi bildiği güvenli sulara çekmek. Bir de kalp vardır, o ise bambaşka bir dil konuşur. Us ile çelişen bir konuşmadır bu genellikle. Kalbin sebepleri pek cılızdır: “iç sesim öyle diyor” gibi gerekçelerle doludur. Azınlıkta olan kişiler, kalplerinden gelen bu cılız, ama gece gündüz yakalarını bırakmayan sebeplerle Aşk’a dalmaya cesaret eder. İşte o kişilerdir Aşk’a düşenler.

Macera burada da bitmiyor elbette. Aşk’a düştükten sonra, Aşk’ta kalabilmek asıl meziyet. AŞK OLMAK. Kaçımız yapabiliyoruz bunu, hangimiz orada kalabiliyoruz? Dış şartlara yeniliyor muyuz? Zihnimiz arkadan sinsice sürdürdüğü propagandada galip mi geliyor? Yavaş yavaş kalbin açtığı o mükemmel okyanusta zihin, birike birike okyanus haline gelecek olan zehir damlacıklarını akıttığında, seçimimiz ne oluyor?

Çünkü o zehir damlacıkları, illa ki olacak. Hayatınızdaki insan hiçbir zaman, altını çizerek yazıyorum HİÇBİR ZAMAN, istediğiniz kişi olmayacak. Zihnin size senelerdir dayattığı “ideal eş” hiç olmayacak. Prensiplerinizi yumuşatmanız, belki de bakış açınızı değiştirmeniz gerekliliği hep olacak. Zaten “ideal eş” hareketsiz su anlamına gelir; orada hiçbir gelişme, keşif, kendini aşma yoktur. Yol engebesiz ise, bizi heyecanlandıran, düşündüren, seçim yaptıran, mücadele yetimizi ortaya çıkaran bir şey de olmaz. Gerçek bir deneyimden bahsedemeyiz bile.

Yeryüzüne gelmemizin sebebinin, deneyimlemek olduğuna inanıyorum. Bunların bazıları hatalı seçimlerden gelebilecek deneyimler -ki bu “hatalı” sıfatı tamamen izafî bir tanımlamadır-. Bir ilişkinin içinde, kişilerden biri veya ikisi birden, hata yapacak ki, orada kişisel bir gelişme mümkün olsun. Mutlu ve tatmin edici bir ilişki hiçbir zaman pürüzsüz bir zeminde yeşermiyor. Aksine, bizi ruhen ve zihinsel olarak zorlayan, hislerimizden şüphe ettiren durumlarla karşılaşmadıkça, “iyi bir ilişki”ye götürecek olan sinerjiyi hiçbir zaman arayamayız, bulup da tutunamayız. Aydınlığa çıkabilmek için zifiri karanlıkta ölmek gerek. Severken ölmek, cesaret ister. Herkesin harcı değildir. Tutunmak ise, sinerjiyi bulmak ve sürdürmek için şart olacak. Spiritüel gelişimin simgesi lotus çiçeğinin hayatı balçığın dibinde başlar, suyun üzerinde parlak güneşin altında serpildikçe bembeyaz ve göz kamaştırıcı bir çiçek haline gelir. Balçık olmadan, çiçek de çoğu zaman olmuyor.

Spiritüel olarak bizi büyütecek ilişkiler hangileridir? Aşk varsa eğer, zorlayacak olanlar, karşımızdakini mutlaka değiştirmek istediklerimiz, zihnimizin (altını çiziyorum kalbimizin değil) sürekli “Gitmelisin buradan!” dediği ilişkiler. Ne zaman bir ilişkinin spiritüel olup olmadığını anlarız peki? Çatışmalar çıktıktan sonra anlayış, empati ve sevgi alanında buluşabildiklerimiz. Biraz zaman alsa da karşımızdakini olduğu gibi kabul edip, değiştirmeye çalışmaktan vazgeçtiklerimiz. Ortak anlaşma zeminini konuşarak, severek, çok çok severek yakalayabildiklerimiz. Birlikte olduğumuz kişinin farkındalığını artırarak, insan olarak potansiyelini en iyi ve en geniş şekilde deneyimlemesi için altın bir merdiven olduklarımız. “Daha iyi bir insan” olmasında destek olduklarımız. Sebat edip vazgeçmediğimizde, onun daha sevgi dolu bir insan olarak kanatlanmasına izin verdiklerimiz. İşte bu kişiler gerçekten spiritüel anlamda bir birliktelik yakalayabilirler. Sadece bu kişiler, gerçekten “Aşk’a düşer”.

Bugün 27 Mayıs, Aşk’a düşmenin güneşin etrafında ışıl ışıl bir tur atmasının ilk günü.

Bugün o’nun yaş günü.

Mutlu ve Aşk dolu bir hayatın olsun.

Her daim.

Namaste,

ARYA Esra

Insta @acemiyogi

27 MAYIS 2020