İnsan doğası gereği her birey birbirinden farklıdır. Fakat düşündüğünüzde herkesin aynı olan yanları da bulunur. Bunların ne olduğunu düşündüğümüzde bazı faktörler öne çıkar. Bunlar belli belirgin kabulsüzlüklerdir. Türlü sebepten dolayı sahip bunlar gün yüzüne çıkar ya da ustalıkla gizlenir.

Törpülenen hisler neticesinde birey, temelde kendi kabulsüzlüğüyle yüzleşmez veya yüzleşmekten çekinir. Bu durumun iki olumsuz sonucu var diyebiliriz. İlki kendisiyle olan ilişkisidir, bir diğeriyse bu kişiliğiyle başa çıkmakta zorlanması gösterilebilir. Çünkü birey, hep iyinin ve idealin peşinden koşar. Hatta kabul düzeyi o kadar yüksektir ki; savurgan bir rahatlıkla değişir.

Bu değişimin sebebi olarak çevre, koşullar, tecrübeler bireyin kendi olmasının önüne set çekebilir. Kendini bulmak ve korumak bu sebepten ötürü çok zor bir hal alır. Maskeler takar. Fakat maskesini çıkarıp atacak sebeplerin bir araya gelmesi de tam da bu zamanda kendi benliğini bulur.
 
Kendimiz olamamanın sebebini düşünüldüğünde ilk göze çarpan şey incinmişlik hissi olabilir veya ideal olamamak da seçenekler arasındadır. Kendi olan bir bireyin bu duygularla olan ilişkisi ne gibi bir tablo ortaya çıkartır dersiniz? Şüphesiz buradaki cevabımız bireyin kendisiyle arasına koyduğu mesafedir. Çünkü insan kendi olmak istiyorsa ilk önce benliğini bulmak zorundadır.
 
O duvarların aşılması için önce bireyin kendini aşması gerekiyor. Belki de sonrasında bu an yerini kendini gerçekleştirmekle son bulur. Nitekim deneyim, verdiği ders niteliğinde olaylar bütünüyle bizlerin içerisinde değişmiş olarak çıktığımız en somut şey değil de nedir?
 
"Dürtüler"

Her koşulda şartlar değişir. Değiştiği için de sürprizin tadını kaçıran ve beklenmedik deneyimler eşliğinde karar yürütmek etkin yollar sunabilir. Tam da bu anlarda birey kendinden uzaklaştığında değişimin farkındalık yaratması olağan. Dürtülerimiz bizlere öncesinde farkındalık, sonrasındaysa seçim hakkı sunar. Freud’un teorisine göre de dürtü, akla uygulanmış bir uyarandır.
 
Yaşamlarımız boyunca bize kodlanan, yüklenen, dayatılan ya da adına empoze edilen birçok modelleme bulunur. Bu da zihinde ideal bir şablon yaratır. Bu şablona uyulması bir beklentidir ve bu beklenti karşısında birey kendisi olabilmesi için ancak bir çaba sergilemek zorunda kalır. Bu zorunluluk mükemmelliği, tamlığı, kusursuzu yaratma ideasıyla da birleşince kıyamet kopar hale gelir ama unutulan şey, bir bireyin kendi olması bir süreç bütünüyle oluşmaz. Çünkü her gün o süreç yeniden başlar.
 
Buradan çıkarılacak sonuç, her gün beklenilen kişi olmak zor ve yorucu bir eylem olduğudur. Bunun yerine alınması gerekilen aksiyon kesinlikle gerçekçi düşünme ve gerçekçi olabilmektir. Ne de olsa her geçen gün ideal kavramının içi boşalıyor. Bu sebeple davranışlar, kaçışlar ve kaçınmaların gölgesinde olmamalıdır. Tam da işte bu yüzden, yüzleşmenin sahiciliğiyle tanışmak, bireyin kendi olabilmesinin belki de ilk adımıdır.
 
Unutulmamalı ki; bireyin kendisiyle ilişkisinde kendini kendinden gizlemesi akla zarar bir durum. Şüphelerden, utançlardan sıyrılmanın tek yolu kim ne derse desin cesaretten geçiyor. Gerçek anlamda bir bireyin kendi olabilmesi için, beklentileri karşılama çabalarından arınmalı, hata yapabilecek olduğunu kabullenmeli, olanların farkındalığıyla bir arada kalabilmesi ve kendisiyle yüzleşmelidir.
 
Kendimizi sıklıkla savunduğumuzu da düşünürsek, savunmadığımızda bir yanımızın incitilmiş taraf olduğunu düşüneceğiz. Evet, bu his dahi bireyin kendini kendinden bile saklayarak korumaya çalışmasına bir sebep oluyor olsa da bu tamamen mekanik bir davranıştır. Çünkü değersizlikten kaçmayı bırakıldığında tüm bu duygular buharlaşır. Korkular kaybolur. İşte tam da bu anda birey, kendini artık savunmaya ihtiyaç duymayan, ispat çabasında olmayan birine dönüşür. Artık kendisi olabilmeyi başarabilmenin formülü budur.