“Bir anlatsam roman olur.” Kaç kere geçirdiniz içinizden ve hatta belki de dışınızdan, kaç kere duydunuz bir başkasından? Yoksa siz, “Hayatım çok sıradan, anlatacak hiçbir yanı yok, geldik gidiyoruz işte,” diyenlerden misiniz?

Öyle ya da böyle her birimiz bu yaşamdayız. Her birimiz kendine özgü ve biricik bir hikâyenin parçalarıyız. Hikâyenin iki perdesi var; bir tanesi şimdiye kadar yazılmış ve oynanmış olan, bir diğeri şimdiden sonra yaşayacağımız bölüm. Kendi adıma, durup ilk perdeye baktığımda başkaları tarafından yazılmış bir hikâyeye acemice uyum sağlamaya çalıştığımı farkına vardım. Bana ait olmayan kostümlerin üzerimde nasıl sakil durduklarını, beni boğduklarını, dar gelen etekler yüzünden adım atamadığımı, bol paçaların içinde kaybolduğumu fark ettiğimde başımdan aşağı kaynar su döktü birileri. Canım yandı. Her yanım yara bere içinde kaldı. Ağlamaktan içim çıkıyor sandım. Bir daha nefes alamayacağım diye geçirdim içimden.

Yazdıklarımı yırtıp çöpe atmak istedim. Yazılarımın içinde gizlenmiş, bazen gizlenmeye bile gerek duymadan ortaya çıkmış bağıra çağıra bana “çakma beni” anlatan ifadeleri yok etmek istedim. Farkındalık dediğin şey iyi güzel ama çok yabancı. Ya da bana öyle geldi ilk karşılaştığımız zamanlarda, belki herkese öyle olmuyordur. Ben ancak kendi hikâyemi yazabilirim, öyle değil mi?

Hikâyemi yazarken fark ettim aslında bugüne kadar bana yazılan hikâyenin içinde nasıl kaybolduğumu. O zaman dedim ki ikinci perdeyi ben yazacağım. En azından yazmaya gayret edeceğim. İyi ki yırtıp atmamış yazdıklarımı, bana rehber oldu her biri. Gerçek beni bulmak için gerçek olmayan, ben sandığım kimliğimden yola çıkmak için her kelime ışık oldu. İyi ki…

Yazdıkça insan kendini tanıyor, kendi gerçeği ile tanışıyor, önce bir yabancı geliyor sonra alışıyor ona. Yazdıkça insan dışarıdan bakıyor olana bitene, şahit oluyor yaşanılana. Kişiselleştirmeyi bir yana bırakıp, olanı olduğu gibi izleyebiliyor, film izler gibi. İlişki, ilişki diye ağlarken yazdıkça kendiyle ilişki kuruyor. Hadi bir de ahkâm keseyim, beylik bir laf edeyim; insan kendisiyle ne kadar berrak bir ilişki içinde olursa diğerleri ile kurduğu ilişki de o kadar berrak, o kadar kucaklayıcı oluyor. Hikâyesini anlattıkça güçleniyor insan. Bana öyle oldu. Kabul, anlattıkça fark ettim, o hikâyenin benden ziyade “ben” zannettiğim kişiye ait olduğunu ama bu farkındalık beni hikâyenin devamına taşıdı, taşıyor.

Yazmak büyük tutku benim için… Ve farkında olmak… Ondan sebep; “Yazmak için farkındalık, farkındalık için yazmak” diyorum hep. İster geçmiş hikayeni, ister bundan sonra yaşayacağın hikayeni yazıyor ol FARKINDALIK ana kaynağın.

Denemek isterseniz bana yazın. Birlikte keşfe çıkalım… Reklama girer mi bilmem ama ‘Yazarak Farkındalık’ atölyelerim pek keyifli geçer. Beklerim.

Özlem Çetinkaya

Yazar – Yazar Koçu - Eğitmen