Düşünce kaygıya neden olur mu?

Son üç yazımın konusu kaygının kaynaklarını anlamaya yönelik olarak verdiğim bilgilerden oluşuyordu. Önceki üç bölümde korku ve kaygı arasındaki farkı açıkladıktan sonra kaygının iki kaynağından "amigdala ve korteks" bahsetmiştik. Amigdalanın duygu hafızası olduğunu ve bedensel tepkilerin eşlik ettiğini korteksin ise anlamlandırma, tahmin etme gibi zihinsel süreçleri işleyerek amigdalaya sinyaller gönderdiğini belirtmiştik. Amigdala gelen her sinyali gerçek olarak algıladığından ortada kaygı uyandıran bir durum olmasa bile ya tetikleyiciler nedeni ile ya da korteksin zihinsel süreçleri sonucu "talamus" üzerinden gönderdiği sinyaller nedeni ile kaygı tepkileri verdiğini ifade etmiştik. Amigdala devreye girdiğinde otomatik pilot kontrolü ele aldığı için rahatlatıcı telkinlerin işe yaramayacağından bedensel tepkileri kontrol altına almak için öncesinde nefes alıştırmaları gibi rahatlatıcı egzersizlerin günlük yaşamın içinde kullanılmasının öneminden bahsetmiştik. Korteks kaynaklı kaygıda ise düşünce süreçlerinin önemli etkisi olduğundan "olay-yorum-duygu" üçlemesinin kaygının boyutunu belirlediğini açıklayarak konu ile ilgili egzersiz çalışması önermiştik. Daha önce okumadıysanız detaylı bilgi sahibi olmak ve konu bütünlüğünü sağlamak açısından “Kaygı Kaynakları” başlıklı yazılarımı okumanızı öneririm.

Gelelim kaygı kaynaklarından biri olan korteksin bilişsel süreçler sırasındaki çarpıtmalarına…

"düşünce" ve "biliş"

Beynimizi bir bilgisayara benzetirsek yazılım hatalarımızdan biri korteksin düşünce ve duyguları mutlak değişmez doğrular olarak algılayarak gerçek olduğuna inanmasıdır. Bu, korteksin çalışma sistemi bakımından oldukça çekicidir. Çünkü korteks düşünce, duygular ve fiziksel duyumlardan gelen uyarıcıları gerçek olarak yorumlar. Hatalı ve gerçekçi olmayan düşünceler olsa bile. Henüz tam olarak keşfedilememiş beynimizde bunu minik bir yazılım hatası olarak görmek gerekir. Hatta belki tam olarak hata demek yanlış bir ifade bile olabilir. Mesela iyi hissetmek için kullanıldığında…

Asıl konu korteksin her düşünceyi her duyguyu ciddiye alarak gerçek sanması ve deyim yerindeyse onu sahiplenmesinde yatıyor. Çoğu zaman düşüncenin gelip gitmesine izin vermek en doğru yaklaşımdır. Olayları yorumlama şekli de biliş ile düşünce arasındaki farkı ortaya koyar.

Bilişsel tedavi öncüleri Aoran Temkin Beck ve Albert Ellis

Beck ve Ellis, bilişsel tedavi süreçlerinde düşünme biçimlerinin kaygı oluşumunda etkili olacağını, gerçeği çarpıtarak ortaya çıkan bilişsel süreçlerde kaygıyı etkileyeceğini belirtmişlerdir. Bilişsel tedavi tekniğinin temelinde bilişsel yeniden yapılandırma kavramı vardır. Bu tekniğin amacı kişide kaygı uyandıran ya da onu sabote eden işlevsiz düşünceleri tespit ederek korteksin işleyiş sürecini yeniden yapılandırmaktır. Aslında amaç düşünceyi değiştirmek değil korteksin işleyiş sürecini değiştirmektir.

Bu işleyişi anlayabilmek için kendinize bazı sorular sorarak düşünce süreçlerinizi anlamaya çalışabilirsiniz.

-İnsanların bazısı yaşanan durumlara ilişkin karamsar bakış açısında iken bazısı umutlu olabilir.

-İnsanların hayal kırıklığına uğratacağını düşünüyorsanız beklentiye girmezsiniz.

-İnsanların bazısı olaylara karşı iyimser bazısı da kötümser yaklaşır.

-Karamsar insanların istekleri karşısında hevesi çabuk kaçar, kolay vazgeçerler.

-İyimser bir insansanız zorluklar karşısında olayı felaketleştirmeye çalışarak durumu abartmaz daha dirençli yaklaşırsınız.

-Geleceğe yönelik düşünme işleyişi sürekli merkezinizdeyse endişelenme oranı çok daha yüksektir. Endişe olumsuz sonuçlara odaklanmaktır. Korteksin geleceğe yönelik tahmin yapma özelliği nedeni ile bu durum sizi zorlayabilir.

-Kimi insanlarda sürekli belirli düşüncelere odaklanarak yaşarlar. Zihinde bazı olayları sürekli canlandırma, bir şeyleri sıraya koyma, sayma gibi davranışlar bunun sonucudur.

-Mükemmeliyetçilik de kaygıyı artıran özelliklerden biridir. Her şey özenli düzgün olsun, standartlar yüksek olsun, hata yapılmamalı gibi düşünceler de mükemmeliyetçiliğin sembolüdür.

-Bilişsel çarpıtmalardan bir diğeri de felaketleştirmedir. Basit bir sorun tüm alana yayılarak genelleştirebilir. Daha kötüsü olamaz düşüncesi gibi.

-Utanç ve suçluluk duyguları da kaygı uyandırırlar.

Bilişsel yeniden yapılandırmada kişi, korteksin düşünce süreçleri ile ürettiği düşüncelerin farkına vararak onlara eleştirel yaklaşımla gerçekliğini test etmeye ve süreci yeniden yapılandırmaya yarar. Sizlerde kaygınızı tetikleyen düşünceleri keşfedip onların yerine yeni düşünme biçimi oluşturarak kaygıyı hafifletebilirsiniz. Dikkat edilmesi gereken nokta önceki bölümlerde de aktardığım gibi en çok kullanılan sinirsel bağlantının hayatta kalıyor olduğudur. Unutmayın kaygı yaratan düşünceyi silemezsiniz ancak korteksinizde yeni düşünce süreci oluşturarak beyindeki sinirsel bağlantılarda yeni yollar oluşturabilirsiniz.

Kaygı tetikleyici düşünce süreçlerinizi belirlemek ve yeni düşünce süreçleri hakkında bilgi almak için iletişim bilgilerimi kullanarak bana ulaşabilirsiniz.

Sevgilerimle

Dilek Söylemez

Psikolojik Danışman

İletişim Bilgileri:

Web: www.dileksoylemez.com

İnstagram: @psk_dan_dileksoylemez