Ruh sağlığını nasıl korursun?

Hayat, sen plan yaparken başına gelenlerdir.”* Bu söz sevdiğim ve ara sıra paylaştığım cümlelerdendir. Son haftalarda yaşamımdaki planların aksaması ile bu sözün kendini hatırlatmış olması bana durup düşünme fırsatı verdi. Planlar, beklentiler ile günlük yaşamın içerisinde koşturup dururken kaçırdığımız şey içe odaklanmak oluyor. Gözler açık dış dünyaya o kadar çok odaklanıyoruz ki içeride olanları fark edemiyoruz.

Dış dünya korku salıyor. En temel ihtiyaçlarımızdan biri olan güvende olmayı hissetmememizi engelliyor. TV haberleriyle, söyleşi programlarıyla, sosyal medya ile yapıyor bunu. Kaos, karmaşa, güvensizlik ve korku... Bir süre gözler açıkken dış dünyaya baktığınızda bireylere olan bu. Bunlarla birlikte belirsizlik, ekonomik dalgalanmalar, kaygı ve endişe geliyor. Pandemi dönemi uzadıkça kısıtlamalar gevşetilip yeniden artınca umutsuzluk hali insanlara daha fazla yayılıyor.

Maske takmalı mı takmamalı mı, aşı yaptırmalı mı yaptırmamalı mı, mutasyon belirtileri nedir, yoğun bakımlar doldu mu, çocuklara bulaş oranı arttı mı? Tüm bu sorular içeride belirsizlik yaratırken günlük yaşamın getirdiği sıkıntılar da eklenince sağlam durmak zorlaşıyor. Üstelik nefes almak için insani ihtiyaçlar da kısıtlanınca umutsuzluğun getirdiği gri rengi dağıtmak zorlaşmış oluyor.

Bu dönemde insanlar ruh sağlığını korumak için neler yapmalı?

-Öncelikle belirsizliğe karşı esnek olmalı.

Yenidünya düzeninde ekonomik dalgalanmalardan dolayı, nasıl şirketlerin hatta devletlerin belirsizliklere karşı esneyebilen, kolay adapte olan, proaktif bir yanı varsa –yani olmalı- bireylerin de değişime hızlı uyum sağlama becerilerini geliştirmeleri gerekiyor. Belirsizliğe karşı esnek olabilmek yeniye uyum sağlamayı kolaylaştırır.

-Eski alışkanlıkları, eski düzene ne zaman döneceğiz gibi beklentileri bırakmış olmak gerekiyor. Pandemi bitse bile eskisi gibi bir yaşam beklemek kişinin adapte olmasını zorlaştırır. 2020 yılından itibaren, eğitimden iş hayatına ekonomiye pek çok alanda değişim başladı, kabul etmeli.

-Dış dünyada toplumsal, siyasi, ekonomik, sağlık yönünde yaşanan gelişmeleri takip etmeli ancak bireyler üzerinde tedirginlik ve korku salınımının da farkında olmalı. Bunun etkisinden kurtulmak için iç dünyayı güçlendirmek gerekli. İçeride neler oluyor, hangi duygular yoğunlukta hissediliyor, hangi düşünceler zihnimizde daha fazla yer ediyor? Mevlana’nın da dediği gibi “gözleri kapatıp içeriyi görmek” bu dönemde kişileri güçlendirebilir.

-Önemli bir konu da, anne baba olduğunuzda sorumluluğun bir kat daha artıyor olması. Çocuklar duygu durum ve belirsizliğe uyum konusunda yetişkinlerden daha güçlü olsalar bile anne babalarının etkisinde kalabilirler. Onlarla duyguları hakkında konuşmak işe yarayabilir. Çocukların duygularını anlama konusuna "Ebeveynlik Notları" kitabımda değinmiştim.

-Son olarak, değişime ayak uydurmak, planların aksadığında hayatın gerçeği olduğunu kabul edebilmek de geliştirilmesi gereken bir meziyettir. Siz plan yaparsınız ama hayat, başınıza gelenlerden oluşur.

Sevgilerimle

Dilek Söylemez

Psikolojik Danışman

www.dileksoylemez.com

@psk_dan_dileksoylemez

Kitap: Ebeveynlik Notları

*Google kaynakları bu sözün John Lennon’a ait olduğunu ifade ediyor.