Cso Ada Ankara Karsu konseri

Pandemi nedeniyle iptal olan sosyal etkinliklerin –konserlerin- tekrar başlaması ile ben de konser bileti bakıyordum. Bu arada Türk asıllı Hollandalı şarkıcı-şarkı yazarı ve piyanist olan Karsu Dönmez’ in Ankara’da konser vereceğini gördüm. Tatlı Yarım Türkçesi ve şarkıları ile ülkemizde de sempati kazanan şarkıcının konserine piyano dinleyicisi ve caz sever olarak ben de gitmek istedim.

Heyecanlandım, güzel bir sosyal aktivite olacağını ve konserlere verdiğimiz aradan bir süre sonra müzik ziyafeti yaşayacağımı düşündüm. Çok uzatmayayım Karsu konserine biletimi alarak konser gününü heyecanla bekleyeme başladım. Konser CSO (Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası) ADA‘da olacaktı. 22.09.2021 tarihinde konser salonuna tatlı duygularla, keyifle hazırlanarak gittim. Ankara, Sıhhiye’ de bulunan konser binasına geldiğimde binanın mimarisi, şıklığı, temizliği, büyüklüğü beni büyüledi. Binayı oldukça beğenmiştim ve sanatın önemsendiğini, böyle bir binanın tasarlanmasının ne harika olduğunu düşündüm. Keyfim yerine geldi. O akşam ki fiziksel ortamın ambiyansı uzunca bir süreden sonra kaliteli olacağını düşündüğüm bir konsere geldiğim fikrini güçlendirdi.

Artık konser başlamak üzereydi, hemen salona gidip Karsu’yu görmek; caz dinlemek, o harika piyano sesini duymak ve yetenekli ekip arkadaşlarının enstrümanlarını çalışını dinlemek için sabırsızlanıyordum. Benim biletim sahnenin ön tarafında ve ön sıralardaydı. Hızlıca yerimi buldum ve Karsu ve ekibinin gelişini beklemeye başladım. Muhtemelen o da Ankara’da uzun süredir sahne almıyordu. Hatta belki de pandemiden sonra ilk konserlerinden biriydi. O da çok heyecanlı olmalıydı, kim bilir hangi sürprizlerle sahneye çıkacaktı. Aklımdan bu düşünceler geçerken daha çok heyecanlandığımı fark ettim. Tam da o sırada Karsu sahneye çıktı. Fakat Karsu’da bir enerjisizlik, mutsuzluk ve negatif bir şey vardı ama aklımdan bunları kovmaya çalıştım. Çok heyecanlı olmalı diye düşündüm, ne de olsa uzun süre sonra o da seyircisi ile birlikteydi. Kendi kendime az sonra açılır, heyecanını bastırır dedim. İlerleyen dakikalarda bir sorun daha dikkatimi çekmeye başladı. Sesler birbirinin içine giriyor, enstrümanların sesleri karışıyor gibiydi. Ne yalan söyleyeyim bir süre sonra Karsu’nun sesinin canlı performansta güçlü olmadığını düşünmeye başladım. Hatta keşke piyano çalsa dedim. Dakikalar ilerledikçe bir sorun olduğu daha çok belirginleşiyordu. Yanlış hatırlamıyorsam üçüncü şarkıya geçerken salonun bir bölümünden tepkiler gelmeye başladı. Ses çok kötü, ses gelmiyor, sesler karışıyor diye konseri bölen insanlar… Karsu panikledi ama durumu kotarmaya çalıştı.

-Bana iki dakika müsaade eder misiniz? dedi.

Arkadaşları ile konuştu. Bir yerlere işaret gönderdiler. Bir iki ses denemesi yaptılar.

-Tamam, tekrar başlayabiliriz, dedi ve konser kaldığı yerden başladı.

Fakat benim içimde Karsu’nun sahneye çıktığında da hissettiğim o olumsuz duygu büyümüştü. Konser bölünmüştü bir kere. Hem de büyük tepkilerle, çirkin seslerle…

İnsanları izlemeye başladım, en çok da yan alanlarda ve arka sıralarda oturan yani tepki gösteren insanları. Salon doluydu, Karsu sevenler yerlerindeydi. Kendi kendime salondaki herkesin aynı duruma maruz kaldığını ve her şeyin normale dönerek konsantremi tekrar konsere odaklamam gerektiğini düşünerek; hala keyifli, harika bir konsere dönüşebileceğini kendimi yatıştırdım ve yerime iyice yerleştim. Konser tekrar başladı. Karsu yeni bir şarkı söyledi, bu şarkıda ekibini tanıtıyor, enstrümanlar tek tek müthiş konuşuyorlardı. Evet, dedim. İşte şimdi oldu, her şey düzeliyor. Ama Karsu ikinci şarkıya geçip yine hem kendi sesi hem enstrümanların olduğu şarkı başlayınca yine sesler karışmaya başladı. Zevksiz, kulağı tırmalayan bir şey çıkıyordu ortaya. Ve yine tepkiler, bağırmalar başladı. “Duyamıyoruz, ses kötü, buraya ses farklı geliyor” gibi serzenişler çoğalmaya başladı ve maalesef tekrar konsere ara verildi ve bu sefer on dakika kadar uzun bir süre.

Canım oldukça sıkılmıştı, sanırım konser iptal edilecekti. Anlaşılan salonun ses sisteminde bir sorun vardı ve gerçek olan bu şuan için çözülebilir bir durum değildi. Ayrıca, insanlar mağdur olmuştu ve konser salonunun belirli bölümlerine ses ya çok kötü dağılıyordu, ya da hiç ses gitmiyordu. Ben bunları düşünürken Karsu bir kere daha sahneye çıktı ve konuşmaya başladı.

-Ben hayatımda ilk kez böyle bir durumda kalıyorum, diye söze girdi. Konser salonunda provalarını yaparken bu ses sorununu fark ettiklerini, fakat çözüm bulamadıklarını, söyledi.

Arkasından benim çok şaşırdığım ve hala etkisinde olduğum o sözleri “ağlayarak” öylece ağzından çıkarıverdi.

-Bu gece size de başka bir tecrübe olsun, macera gibi düşünün ve siz de benimle birlikte şarkıları söyleyin ki eko sorununu unutalım, duymayalım. İçeride konuştuk, tüm konser repertuarını değiştirdik. Size farklı şarkılar söylemeye karar verdik. Siz en iyi seyircisiniz, siz en iyi dinleyicisiniz, hadi bu geceyi bu şekilde anlayışınızla bitirelim. Bu salonda ses sorunu varmış, daha önce burada on beş konser verilmiş ve her konserde bu ses sorunu yaşanmış, dedi.

Ben kulaklarıma inanamıyordum, duyduklarım inanılır gibi değildi. Konsere ara verildikten sonra yaptığım gibi tekrar insanları gözlemeye başladım. Ne tepki vereceklerini merak ediyordum. Büyük olasılıkla insanlar bunu kabul etmeyecek ve gece erken bitecekti. Ama öyle olmadı. Karsu ağlayınca ve siz en iyi dinleyicisiniz, siz harikasınız dedikçe dinleyici galeyana geldi ve ıslıklar, alkışlar eşliğinde Sezen Aksu, Bir kedim bile yok şarkısı ile konser başlandı. Sanırım kuliste Türkiye’de herkesin ezbere bildiği net anlaşılacak, hafif ve tek enstrüman ile söylenebilecek şarkılar söylemeyi planlamışlardı. Böylelikle ses az geliyor sorununu azaltacaklardı. Ben artık konserden kopmuştum, insanları gözlemliyordum. Az önce şikayet eden, sesleri kaliteli duyamayan ve onun için gerçekten de mağdur olan insanlar nasıl olduysa oldukça eğleniyor görünüyorlardı. Ben ise hayretler içinde artık konserde kalmak için kendimi zorluyordum. Şimdi Karsu yeni repertuarın ikinci şarkısına geçmişti, "Burası Muş'tur" türküsünü söylüyordu, tabii ki sadece çok hafif tek enstrümanla söylüyordu. İnsanlar da onunla birlikte söylemeye devam ediyorlardı. Üzülmüştüm ve hayal kırıklığı yaşıyordum. Ben türkü değil, Sezen Aksu şarkısı değil böyle bir enstrüman kullanımı değil caz şarkıları dinlemeye, Karsu ve ekibinin müzik enstrümanlarını çılgınca çalışlarını dinlemeye gelmiştim. Acaba diğer insanların amacı neydi? Neden şu an böyle eğleniyor görünüyorlardı? Gerçekten az önce olanları unutmuşlar mıydı? Ve gerçekten şuan bu şarkıları keyifle mi dinliyorlardı? Bir yandan da Karsu’ ya ve ekibini gözlemliyordum. Bu şarkılara hazırlıklı olmadıkları çok belliydi. Sahnede gergin ve telaşlı görünüyorlardı. Karsu elindeki alelade provada kullanılan nota kağıtlarını hızlı hızlı karıştırıp şarkıları buluyor, söylüyor, ekibi de ona eşlik etmeye çalışıyordu. Ben artık kararımı vermiştim. Son bir şarkı daha duyacak, eğer bu şekilde devam edecekse konseri terk edecektim. Üçüncü şarkı başladığında "Gesi Bağları" olduğunu duyunca artık dayanamadım ve konser alanını terk ettim.

Çıktığımda kendimi hayal kırıklığına uğramış, CSO tarafından kandırılmış, Karsu ve ekibi tarafından psikolojik baskıya uğramış ve hatta orada kalmaya zorlanmış hissediyordum. Bir yandan konseri yarıda bıraktığım için kendimi Karsu ve ekibine ayıp etmiş hissediyor, bir yandan nasıl olabilirde Türkiye’nin başkenti Ankara’da CSO gibi bir kurumun fiziksel şartları üst düzey olan yeni konser salonunda böyle bir rezalet yaşanabilir diye düşünüyordum. Sonra kendimi hiç düşünmediğimi fark ettim. Ben de hayal kırıklığına uğramıştım, zamanım boşu boşuna gitmişti, diğer planlarımı bu konser için iptal etmiştim. Tüm dinleyicilerin paraları boşuna gitmişti, elbette benim de öyle… Sonra düşündüm konsere gelen dinleyici kitlesi muhtemelen üst sosyo-ekonomik düzeye sahipti. Nasıl oluyordu da ben dışarıdaydım, onlar hala içerideydiler. CSO’ya neden gereken tepkiyi vermemişlerdi. Herkes birden konseri terk etmemişti? Neden konser iptal olmamış? Paralarını iade istememişlerdi. Şimdi oradaki bir akşam sonra olacak olan konser de iptal olmayacaktı? Ve yine aynı sorun yaşanacaktı. Ayrıca, daha önceki on beş konserde de yaşanan bu durum neden şimdiye kadar düzeltilmemişti? Hala neden burada, bu şekilde konserler devam ediyordu? Neden benim gibi beş-on kişi dışında kimse konseri terk etmemişti?

Tüm gece bu sorularla uyuyamadım. Türkiye’nin son yıllarının özeti miydi bu yaşanan sahne? Hızlı galeyana gelme? Duygulara yapılan göndermeler? İyi olmayan –aksayan- hak etmediğimiz muamelelere karşı duyarsızlaşma mıydı bu? Kalitesizliğe alışma mı? Düzene ayak uydurma mı? Yoksa hepsi benim abartmam mıydı?

Bilemedim ve birlikte düşünelim istedim.

Sevgiler…