Çocuklarda fazla yeme ya da obezitenin altında duygusal açlık yatıyor olabilir

Çocuklarda obezite, sık ve çok yeme duygusal kaynaklı olabiliyor. Aksi de geçerli, iştahsızlık ya da az ve seçici yemenin de altında duygusal nedenler yatabiliyor.

Obezite ya da fazla kilo tıkınırcasına yeme ya da duygusal fazla yemeler ile beraber görülüyorsa bir yeme bozukluğunun göstergesi olabilir. Bunun dışında depresyon, kaygı bozukluğu gibi ruhsal rahatsızlıklar eşlik ediyor ancak fark edilmiyor olması sıkça karşılaştığımız bir durum. Özellikle günümüzün beden algısına önem veren, sosyal medyanın güzellik görüntüleri ile dolu dünyasında bu çocuklar daha fazla içe kapanıyor ve daha fazla utanç duygusuna kapılabiliyorlar.

Fazla kilosu olan çocukların kendine güvenleri azalabilir. Arkadaş edinmekte isteksiz olabilirler. Arkadaşlarının dalga geçmelerine maruz kalan çocuklar içe kapanabilir. Kendilerini iyi hissetmemeleri akademik başarılarına da etki edebilir, ders çalışmada isteksizlik ya da dikkat eksikliği görülebilir.

Yapılan araştırmalar obezitesi bulunan çocukların bir kısmının başarılarının daha düşük olduğunu, daha fazla sınıf tekrarı yaptıklarını göstermiştir. Bu durum onların bilişsel işlevsellikleri ile açıklanamıyor. Yani aynı zekaya sahip oldukları halde, bu çocukların sosyal alanda daha fazla zorlanıyor olmaları ve yaşadıkları ruhsal zorlanmaların akademik alana da etkisi olduğu anlaşılmaktadır.

Yeme problemleri, iştahsızlık ya da fazla yemenin uzun süre sadece fizyolojik tıp ile ilgili olduğu düşünülmüştür. Ancak artık daha iyi biliyoruz ki yemek yemenin duygusal da bir yanı vardır. Bu durum pandemi ile beraber daha görünür oldu. Pandeminin başlarında birçok hanede ev yapımı ekmekler, hiç denenmemiş tarifler yapıldı. Sosyal izolasyon ile beraber ev içi ne kader etkinlik bulunursa bulunsun daha fazla yenmesi, yemenin duygusal bir yanı olduğunu hatırlattı.

En başa dönersek, bebek sadece beslenmek ve karnının doyması için anne sütüne ihtiyaç duymaz. Emmenin anneden şefkat görmek, rahatlamak, sakinleşmek, göz teması kurmak gibi işlevleri de vardır. Nitekim çocuklar büyüdükçe de anneleri, anneanneleri ya da diğer bakımverenleriyle kurdukları ilişkinin yeme üzerinde etkileri devam eder. Örneğin inatlaşan çocukların ağzını açmaması iştahsızlık sorununu gündeme getirir.

Biyolojik olarak bakıldığında da yemek yeme davranışı beyinde ödül sistemi ile alakalıdır. Özellikle şekerden yoğun beslenme bu beyin bölgesini çok uyarmaktadır. Dolayısıyla bazı çocuklar için beslenmenin rahatlatıcı bir tarafı vardır ve bu ilişki çift taraflıdır. Bu ilişki tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan hikayesi gibi birbiri ile iç içedir. Yeme alışkanlıklarının değişmesi ruhsal belirtilere neden olabileceği gibi ruhsal sebepler de iştah miktarını değiştirir. Dolayısıyla iştahsız ya da fazla yemesi bulunan çocuklarda durumun tedavisinde birçok uzmanın işbirliği içinde çalışması gereklidir. Çocuk hastalıkları uzmanı, diyetisyen yanında ruh sağlığı uzmanlarından yoksun bir tedavinin sonuç almada eksik kalacağı görülmektedir.

Ruhsal destek ayağında çocukların yeme davranışı haricinde sakinleşme yolları, neden yemek yeme ihtiyaçlarının bulunduğu, yemek yeme ataklarını nelerin tetiklediği üzerine farkındalık çalışmaları yapılmaktadır. Az yemesi bulunan yani iştahsız çocuklarda ise neden yemeğe tepkisel olduğu anlaşılmaya çalışılmakta ve kademeli olarak yeme davranışının daha sağlıklı olması amaçlanmaktadır.

Her çocuk farklı olduğu için kişiye özgü olarak yeme ya da yememe davranışının altında ne yattığını fark etmek çok önemli. Çocuklarda arka planda herhangi bir stres, öfke, sıkılma, yalnızlık, üzüntü, kayıp, başarı kaygısı, suçluluk gibi çok çeşitli his ve duygu durumlar bulunabiliyor. Dolayısıyla obezitenin kilo kadar duygusal yükünü de gözden kaçırmamak gerekir.