21 yaşındaki Naz Ölçal’ın 5 yıl önce YouTube’a yüklediği, söz ve bestesi kendisine ait ‘Yoksun’ adlı şarkısı 113 milyondan fazla dinlendi. Şarkıyı, hayranı olduğu Şebnem Ferah’a ulaşmak için yazmıştı ama o bu şarkıyla tüm dünyaya sesini duyurmayı başardı.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisi olan Naz, ‘Yoksun’, ‘Tek Nefes’, ‘Şairin Sesi’, ‘Fısıltı’, ‘Bir Emir’ ve ‘Sarıl Bana’ şarkılarıyla müzik dünyasındaki yerini de şimdiden sağlamlaştırdı. İnternette yapılan hakaret ve bedduaların onu yıldırmak yerine cesaretlendirdiğini belirten Naz, karantina sürecinde de yeni şarkılarına yoğunlaştığını söyledi.     

Hakaretler yıldırmadı, cesaretlendirdi

- Seni dinleyip de ‘Yoksun’un hikâyesini neredeyse bilmeyen yoktur. Bir Fizik dersinde Şebnem Ferah’a olan sevginle kalemi eline alıyorsun ve 5-10 dakika içinde yazdığın sözleri besteleyip sonra da ilk defa bir stüdyoya girerek okuyorsun. Vee poff… Hayatın değişiyor. 

Aynen öyle oldu :) Şarkı yayınlandıktan sonra okulda herkes şok içindeydi. Ben nasıl olur da şarkı söylerdim. Kimse benden o güne kadar bir şey duymamış. İlk gün 2 bin kişi izledi. ‘Üzüleceksin, 1 milyon bile izlenmeyecek’ diyenler oldu. Hevesimin kırıldığı anlar oldu aldığım yorumlardan dolayı. Ben biraz utangaç ve her duyguyu derin yaşayan biriyim. Şarkıyı silmek istedim ancak ailem engel oldu. İyi ki de olmuşlar. Bugün burada olmamın bir nedeni de o hakaret ve beddualar… Beni cesaretlendirdiler.

- Ne kadar tanınsan, sosyal medyada binlerce kişiyle iletişim kursan, yüzlerce kişiye konser versen de kendi dünyasına sıkı sıkı sarılmış birisin. Sınırların güçlü. Nasıl bir çocukluktu seninki?

Gaziantep’te büyüdüm. Çocukluğumda özellikle annem başta olmak üzere, ebeveynlerimin mesai saatlerinin çok uzun olmasından dolayı yalnız büyüdüm diyebilirim. Evde ağabeyim vardı ama o yaşlarda bir ebeveynin sağlayabileceği imkânları sağlayamıyordu doğal olarak. Buna rağmen aile eksikliği hissetmedim. Fiziksel olarak çok görüşemesek de her anlamda yanımda olduklarını biliyordum. Annem ve babam ne kadar yorgun olurlarsa olsunlar, beni mutlu etmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Gaziantep’in gelenek göreneklerine, insanların bakış açısına rağmen ailem beni ‘Nasıl istiyorsan öyle yapmalısın’ diyerek büyüttü. Bir ebeveynden çok arkadaş oldular bana, hâlâ da öyleler.

- Yazmaya ne zaman başladın? 

Yanılmıyorsam 9-10 yaşlarımdayken sürekli sevdiğim, hoşuma giden sözleri yazdığım minik bir defterim vardı. Zamanla onlardan esinlenerek şiirler yazmaya başladım. O yaşlarda düzenli olarak günlük de tutuyordum. Geçenlerde o günlükleri tekrar okudum ve yazdığım cümlelere şaşırdım :) Şu an o cümleleri kuramam sanırım. Küçük tatlı arkadaş küslüklerine bile fazla kafa yorup ileride okuyacağımı bildiğim için hayata dair öğütler vermişim kendime :)

- Müziği bu kadar severken ve ilerleme kaydederken neden konservatuar değil de Psikoloji bölümünü tercih ettin?

Daha çok küçükken ‘İnsanlar neden üzülür, neden yalnız kalır, yalnızlık, mutluluk nedir?’ gibi konuları sorgulardım. Kendimle tanışmaya çalışırdım. İnternette psikolojik hastalıkları araştırıyordum. Kendimi bir psikolog olarak insanların memnun olmadıkları hayatlarını değiştirirken hayal ediyordum. Bu hayalim için çok çalıştım ve şimHakaretler yıldırmadı, cesaretlendirdi
di tam da olmak istediğim bölümdeyim. Almam gereken eğitimler için de çok heyecanlıyım.

- Okulda popülersindir :)    

Beni Naz Ölçal olarak değil de ‘Yoksun’ olarak tanıyorlar :) Videoda yüzüm yarım görünüyor. O yüzden emin olamıyorlar ve yanıma gelip ‘Sen Yoksun musun?’ diyenler oluyor :) Ailemden, arkadaşlarımdan ve çevremden gördüğüm tüm ilgi gurur verici gerçekten.

- Oyuncu olma hayalin olduğunu da biliyorum.

Evet, 2014 yılında, Lise 3. sınıftayken okulumu dondurdum ve 4 aylığına İstanbul’a gelip Temel Oyunculuk eğitimi aldım. Ancak hem üniversite hem müzik derken oyunculuk kısmını biraz akışa bıraktım.

 

Kendimi dinliyorum

- Türkiye’de yaş konusu her zaman sorun oluyor. Genç yaşta bir şeyler yapmaya çalışan insanlar pek rahat bırakılmıyor. Fakat dünyaya baktığımızda mesela bu yıl Grammy Ödülleri’nin neredeyse çoğunu toplayan Billie Eilish henüz 18 yaşında. Senin yolculuğun nasıl geçiyor?

Başarının hiçbir şekilde sınır tanımadığını düşünüyorum. Herkes konuşur, yorum yapar ama sadece çok az insan hayallerinden peşinden koşar. Benim de zorlandığım, aşağı çekildiğim, engellendiğim, ‘Acele etme, daha küçüksün, konser veremeyiz daha tecrübesizsin’ cümleleriyle durdurulduğum, küçümsendiğim çok zaman oldu. Hepsinin sonunda dinlememiz gereken tek kişinin kendimiz olduğuna karar verdim. Neredeyim? Nerede olmak istiyorum? Bunu yaptığımda neler kaybederim? Yorum yapan insanların bana faydaları ne? Her zaman benimle mi olacaklar? Bu soruların cevaplarını düşününce zaten her şey çok açık bir şekilde ortaya çıkıyor. 

Böyle düşündüğün sürece de yaydığın güzel enerji sayesinde başarı zaten seni buluyor. Konuşanları da susturuyor. Onları utandırmaktan daha güzeli yok bence.

Hakaretler yıldırmadı, cesaretlendirdi

Yeni şarkılar üzerine çalışıyorum

- Peki, gelelim karantina sürecine. Uzun zamandır evlerimizdeyiz. Ne kadar yasaklar kalksa da dikkat etmeye devam ediyoruz. Sen bu süreci nasıl, nerede ve kimlerle geçirdin?

 Karantinayı Gaziantep’te ailemle geçirdim. Üniversite hayatım başladığından beri ilk kez bu kadar uzun süre ailemle vakit geçirme fırsatı buldum. Öncelikle evde kalıyor oluşumun, psikolojimi kötü yönde etkilemesine izin vermemeye çalıştım. Zaten evi seven biri olarak, ayrıca bu sürecin sorumluluk ve zorunluluk kaynaklı olduğu bilinciyle evde yapabileceğim aktiviteler keşfetmeye çalıştım. Her gün sporumu yapıp duş aldıktan sonra 1 saat kitap okuyorum. Daha sonra her gün değişen ruh halime ve düşüncelerime göre yazdığım sözlere bakarak yeni şarkılar üretmeye çalışıyorum. Geri kalan zamanı ise ailemle olabildiğince özlem gidererek geçirip, uyuyana kadar da bol bol dizi ve film izliyorum. Kendime müzik seti aldım ve artık kendi müziğimi kendim yapabilecek olmamın sevinci içerisindeyim. 

- Bu süreçte sosyal medyadan canlı yayınlar da çok arttı. Sen eskiden de yapıyordun zaten. Karantinada hangi sıklıkla yaptın? 

Eskiden daha sık yaptığım canlı yayınları bu süreçte maalesef sadece 2 kez gerçekleştirebildim. Sanırım evde kalmak, dışarda kalmaktan daha yoğun geçiyormuş :) Online sınavlar, kendime zorunlu kıldığım günlük görevler, spor yorgunluğu, aileyle geçirmek istenen vakit derken sanırım canlı yayın enerjisini bulamadım kendimde. Ama dinleyicilerimle sohbet etmeyi çok özlediğimden canlı yayınları artık daha sık gerçekleştireceğim.

 

Herkes kendi ‘mümkün’ünü keşfetti

- Şarkılarını internetten paylaşan ve tanınan biri olarak sanatçıların dijital dünya ile bağını nasıl görüyorsun?

Karantina herkesi iyi anlamda değiştirdi diye düşünüyorum. Bir evde aylarca kalmak gerektiği düşüncesi bile insanları haklı olarak endişeye düşürdüğü için insanlar, psikolojilerini ve aktifliklerini yüksek tutmak istiyorlar. Bu yüzden evde üretebilecekleri alternatif yollar araştırmaya başladılar. Herkes birbiriyle eşit konuma geldi ve herkes herkesin dilini konuşmaya başladı bu süreçte. Hatta en çok hoşuma giden şey ise yazılan şarkıların kliplerine dinleyicilerin katkı sağlaması oldu. Zaten her şeyin dijital dünyadan ilerlediği bu süreçte, bunun önemi biraz daha artmış oldu bence. Bu olaydan önce kliplerin dışarıda çekilemeyeceğini ya da düetlerin herkesin kendi evinde yapılıp birleştirileceğini söyleseler ‘Nasıl mümkün olur?’ diyebileceğimiz şeyleri şu an biz keşfetmeye başladık ve bu yüzden de asıl önemlisi, herkes kendi ‘mümkün’ünü keşfetmiştir diye düşünüyorum. 

- Sen de bu süreçte mutfakta bol bol zaman geçirenlerden oldun mu?

Mutfakta olmayı, yemek yapmayı -ve yemeyi :)- çok seven biri olarak önce tatlı konusundaki becerilerimi geliştirmeye başladım ki tatlıya olan düşkünlüğüm sayesinde bu hiç de zor olmadı. Daha sonra en sevdiğim yemeklerin tariflerini araştırarak denedim ve hatta yemek yaparken videolar çekip montajlayarak bana her zaman yardımcı olması için bilgisayarımda içinde bir sürü yemek tarifi videosu olan bir dosya oluşturdum. Haliyle hem mutfaktaki becerilerim hem de kilo alma becerilerim artmış oldu :).

- Son olarak… Müzik, psikoloji, oyunculuk ve yemeği konuştuk. Bunlardan başka Naz neleri sever? Neler yapmaktan hoşlanır? Kimleri dinler, izler?

Dans etmeye bayılırım. Üzgün olduğum zamanlarda bile beni iyileştirir. Kitap okumak beni en mutlu eden, kendime yeni bir ben kattığımı hissettiren aktivitelerden biri. Haruki Murakami, Stefan Zweig, Irvin Yalom, Wulf Dorn, Zülfü Livaneli kitaplarını tekrar tekrar okuyabileceğim yazarlar. Müzikte tabii ki Şebnem Ferah, Bruno Mars, Fikri Karayel, Şanışer, Ceylan Ertem, Sezen Aksu, Jason Mraz, Birsen Tezer, Gökhan Türkmen ve Anwar çok sevdiğim sanatçılar. Hümeyra, Çetin Tekindor ve Celal Kadri Kınoğlu’yu izlerken ise oyuncu olmaya biraz daha hevesleniyorum.