TOÇEV Yönetim Kurulu Başkanı ve çağdaş ebru sanatçısı Ebru Uygun, 'Hayatı Odalara Böldüm' ile dijital platformda sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor. Sergiden bir kesiti Oasis Art Project'e taşıyan Uygun, "İnsanlar sıkıldıkları alandan sıyrılarak sanatın şifalandırma gücünün ne kadar kuvvetli olduğunun ve kişiye iyi geldiğinin farkına vardı. Dijital deneyimle ben de dünyanın farklı noktalarında tanınma şansı yakaladım" diyor. 

Yazar ve konuşmacı olarak da birçok insanın hayatına dokunan Uygun ile projelerini konuştuk.

‘Hayatı Odalara Böldüm’ ile dijital ortamda sanatseverlerle buluştunuz. Sergiye ilgi nasıl?

'Hayatı Odalara Böldüm', benim ilk dijital projem. Pandemi dönemine denk gelmesiyle birlikte başta endişelerim oldu ancak bu sürecin hayatımıza en büyük getirisi olan dijitalleşme yolculuğu tüm sergi ve etkinlik projelerini de dijitale taşıdı. Zamanla daha yatkın ve keyif alır olduk.

İnsanlar sürekli sıkıldıkları alandan sıyrılarak sanatın şifalandırma gücünün ne kadar kuvvetli olduğunun ve kişiye iyi geldiğinin farkına vardı. Ayrıca bu dijitalleşme yolculuğu sınırları ve mesafeleri ortadan kaldırdı, özgür bir alan tanıdı. Fiziksel serginin yeri ayrı, belirli bir alan içinde belirli kişilere ulaşabiliyorsun ama bu dijital deneyimle dünyanın farklı noktalarında da tanınma şansım oldu. Bu yüzden ilginin beklediğimin üzerinde olduğunu söyleyebilirim.

Ebru Uygun: Sanatın şifa verme gücü var

Sergiden bir kesiti Oasis Art Project'e taşıdınız, bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

'Hayatı Odalara Böldüm' sergimde özellikle yaşadığım her süreci odalarda yaşadığımı ve bu süreci sanatla nasıl birleştirdiğimi anlatıyorum. O serüveni; tüm ruhumu vererek, renklerle ifade etmeye çalışıyorum. Değerli sanatsever Ayşe Jaber’den gelen teklifle sergiden bir kesiti Oasis Art Project’e taşıdık. Eserlerimi kendisinin takibinde olan sanatseverler ile buluşturmak bana ayrı bir heyecan kattı. Tepkileri merak ediyorum.

Bu eserler pandemi sürecinde mi ortaya çıktı? Ve sizce bu dönemin sanata katkıları neler oldu?

Benim hayatım Türkiye’nin bir yıldır, dünyanın ise daha uzun süredir yaşamak zorunda olduğu pandemi süreciyle geçti. Eserlerim de kendi sürecimde ortaya çıktı. Biraz önce de söylediğim gibi pandemi sanatçılara ve sanatseverlere artısıyla geldi. 

Kendi açımdan ele aldığımda, üretkenliğimi arttırdı. Evlere kapandığımız bu süre içinde içsel yolculuklara çıktık, ben de kendimi kendi içsel yolculuğumda tanıyabildim. Her tanıdığım noktada, renklerle o farkındalığı bir şekilde yansıtmaya çalıştım. Eserlerimde somutlama yapıyordum, “Renkleri suda dans ettiriyorum” diyordum. Şimdi farklı bir malzeme olan epoksi ile ebru tekniği kullanarak MDF üzerine uyguluyorum ve duygularımı aktarmaya çalışıyorum. Bu sürecin sanata ilgi duyan herkese çok katkı sağladığını düşünüyorum. Çünkü sanatın şifa verme gücü var.

'Ebru sanatı hayatımın dönüm noktasıdır'

Ebru sanatına ilginiz ne zaman başladı? 

TOÇEV’in 15'inci yılında tüm destekçilerimize bir hediye vermek istedim. İsmimle bağlantılı, Türk tarihine ait bir sanat dalı olduğu için 'ebru'ya yöneldim.

Değerli ebru sanatçısı Ali Saraçoğlu ile hediyelerimizi hazırladık. Benim üretkenliğim sağlığımla bağlantılı olabiliyor. Zaten kronik rahatsızlıklarım nedeniyle zor bir süreç yaşarken, bir de gözümde yaşadığım sağlık problemi çıkınca belirli bir süre karanlık ortamda yaşamak zorunda kaldım.

Bu dönemde ustamın desteği ile ufak bir tekne kurarak ebru sanatıyla tamamen tanışma şansına sahip oldum. Beşer dakikayla başlayan bu hikaye, şimdi 11 yıllık bir serüven. Ebru, hayatımda çok büyük bir dönüm noktasıdır. Bu sanatla ruhen şifalandığımı fark ettim.

Ebru Uygun: Sanatın şifa verme gücü var

Sıkıntılı günleri geride bıraktınız mı, şu an sağlığınız nasıl?

Hastalıklarım kronik olduğu için hayat boyu devam eden bir süreç yaşıyorum. Ama şöyle bir şey var; doğru doktorlarla beraberim, onların koordinesinde rahatsızlığı daha çok kontrol altında tutmaya çalışıyorum. Hastalığımın hayatımın her evresinde çok büyük etkisi var. Tek sanatta değil, yazdığım kitaplarım var. Her türlü sanatın bana desteği oldu. Aynı zamanda onları birer hediye olarak görüyorum. Çünkü tüm kazanımlarla şu anda benim gibi olan; kronik hastalık süreci yaşayan insanlara danışmanlıklarla destek olmaya çalışıyorum.

'TOÇEV, 27 yıllık bir yolculuk'

Hayatınızı çocuklara adadığınızı söyleyebiliriz. Çok başarılı işlere imza attınız. TOÇEV'in bugün geldiği noktayla ilgili neler söylersiniz?

TOÇEV, 27 yıllık bir yolculuk. Benim hayatım, nefes aldığım alanlardan biri diyebilirim. Bu yolculukta çocukların umudu ve yoldaşı olurken, esasında onlar benim umudum ve yoldaşım oldu. Hayatımın önemli bir dönemini TOÇEV ile geçirdim ve inanın beş çocukla başlayan bu yolculuğumuzun şimdi geldiği yeri hayal bile edemezdim. Şu anda TOÇEV Türkiye’nin en güvenilir, şeffaf, bilinir kurumları arasında yer alıyor. Türkiye genelinde 7 milyondan fazla çocuğa dokunmuş bir kurum. 

İlkokuldan üniversiteye kadar okuttuğumuz öğrencilerimizin yanı sıra uluslararası kurumlar ile sosyal sorumluluk projelerine imza atıyoruz. 'Ben Ergenim', 'Özgürlüğüm', 'Yaşasın Okulumuz', 'İlk Yardıma İlk Adım' ve 'Hey Genç Harekete Geç' gibi sayısız çalışmalarımız oldu. Her proje ile beraber eğitim müfredatı dışında MEB ile çocukların hayatında değişimler yaşanıyor. Projelerimizin yıllar boyu devam ederek, bizden sonraki nesillerde de çocuklarımızın hayatlarına dokunarak, fark yaratmaya devam etmesini istiyoruz. 

Çocuklarınız sosyal sorumluluk projelerinde size destek oluyor mu?

Oğullarım TOÇEV’de doğdu. Onlardan önce TOÇEV vardı, beraber büyüdüler. Türkiye’nin birçok yerini benimle ve ekiple köy köy dolaştılar. Çocuklara dokundular, onların hayatlarında var oldular ve bunu bilerek, fark ederek kendi doğalarının içine yerleştirdiler. Onlar için sosyal sorumluluk projesi çok ayrı bir kavram değil, çünkü hayatları içinde var ve olmaya da devam ediyor. 'Ben Ergenim' projesine oğullarımın çok büyük katkısı var. Her projenin doğuşunda onların da dokunuşu bulunuyor. 11-12 yaşlarından beri gönüllülük platformunda çalışıyorlar. Sadece TOÇEV çocukları değil, farklı vakıfların projelerinde de yer alarak miniklere değer katmaya devam ediyorlar. Kurum için kaynak sağlayarak da katkıda bulunuyorlar. Bir tanesi şiir kitabı çıkararak gelirini TOÇEV’e bağışladı. Diğeri de kitabın satışına destek oldu. Bir atölye çalışmasında piyano ile eşlik ederek etkinliğimize değer kattı. Bunlar gibi birçok projede ortak yer alıyoruz.   

Sanata ilgileri var mı?

Evet var. Bu da beni çok heyecanlandırıyor açıkçası. İkisi de piyano çalıyor, müzikle ilgililer. Özellikle bir oğlum yazıyor. İleride sanata dair bir yol çizmeyi planlıyor. Diğeri benimle birlikte ebru yapmaya başladı. Sanatın içine doğdular ve sanatla var oldular, bunun onlar için artı olduğunu düşünüyorum.

'Yeni kitabım yolda'

Gündeminizdeki diğer projelerden bahseder misiniz?

Yeni bir kitabım var, yolda. Daha doğrusu ilk kitabım '102 No’lu Oda’nın 2020 versiyonunu çıkarıyorum. Onun üzerine çalışıyorum. Bunun dışında dreambuilder eğitimi aldım ve bu eğitimi yaşanmışlıklarımla harmanlayarak bir sertifika programı hazırlandı. Aynı zamanda bireysel danışmanlıklarım devam ediyor. 'Hayalini Yarat', 'Yaşam da Sende' söyleşilerim sürüyor. Kadir Has Üniversite Hastenesi’nde A’dan Z’ye Sivil Toplum Kuruluşları Yönetimi için bir sertifika programı hazırlıyoruz. Yani yoğun bir tempoda çalışmaya devam ediyorum.