Psikolojik şiddet nedir?

9 Ağustos 2021

Şiddet dendiğinde hepimizin aklına ilk gelen aslında gözle görülebilen, karşısında bulunan kişinin birebir canını yakma eylemidir. Ancak şiddet sadece bununla sınırlı kalmamaktadır.

Şiddetin somut olarak görülememesi şiddetin var olmadığı anlamına gelmez

Şiddet psikolojik olarak da pek çok insanı etkilemektedir. Gündemden de düşmediği gibi özellikle kadınlar açısından hem psikolojik hem de fiziksel şiddet gittikçe artmaktadır. Bütün bu durumlarda hukuk düzeni kadınları korumaya çalışmaktadır. Bu konuda sadece aile içi psikolojik veya fiziksel şiddet anlaşılmamalıdır. Sevgiliyken veya nişanlıyken de bu tarz durumlarla pek ala karşılaşılabilir.

Psikolojik şiddet ilişkide kişiyi çok fazla yıpratmaktadır. Bunun asıl ve en önemli sebebi ise kişinin ilişki içerisindeyken bunu geç farkına varması ve gereken yollara başvurmakta geç kalmasıdır. Örneğin; erkek arkadaşınızın sizi art arda pek çok kez araması, sürekli nerede olduğunuzu sorması, kimlerle, ne zaman, nasıl, nerede buluştuğunuzu sorması açık bir şekilde psikolojik şiddet ve flört şiddeti olarak adlandırılmaktadır. Bu şiddet sözlü taciz hatta cinsel saldırıya kadar varabilmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında kasten yaralama, cinsel saldırı, cinsel taciz gibi fiillerden dolayı elde edilmiş bütün delillerle birlikte faile karşı şikayette bulunulabilir. Bunun sonucunda soruşturma evresinde savcılık tarafından iddianame hazırlanacak daha sonra iddianame mahkemeye sunulacak ve kovuşturma aşamasına geçilmiş olacak.

Boşanma davalarında duygusal/psikolojik şiddetle nasıl karşılaşıyoruz?

Dava sürecinde veya dava sona erip artık boşanma gerçekleştiğinde “Oh be rahatlamışım, kurtuldum!” mu diyoruz? İşte bu da yine içerisinde bulunulduğunda fark edilmeyen bir psikolojik şiddet. Bu durum erkek veya kadın ayrımı yapılmaksızın yaşanabilecek kötü bir deneyim.

Psikolojik şiddet her yerde karşımıza çıkabilir!

Aynı zamanda işyerinde de bu şekilde psikolojik şiddete maruz kalabiliriz. Bunun bir diğer adı da mobbingtir. Mobbing pek çok şekilde ortaya çıkabilir. Örneğin; çalışanın görevlerini yerine getirmesini zorlaştırmak, konuşurken sözünün kesilmesi, yok sayılması, yapılan işin hor görülmesi, sürekli eleştirilmesi, uygunsuz şakalara maruz kalması, çalışma alanı dışında işler verilmesi çok açık bir şekilde mobbing uygulandığının göstergesidir. Böyle bir duruma maruz kalındığında hemen çözüm yollarına başvurulması en sağlıklısı olacaktır.

Yazının devamı...

Orman yangınları

3 Ağustos 2021

Marmaris’e özgü çam balı, Fethiye Seydikemer’deki tarım alanları, yine bu yörelerde yapılan hayvancılık faaliyetleri oldukça büyük hasar aldı Bunun dışında yine Muğla yöresinde yer alan 300-400 yıllık koruma altındaki sığla ağaçlarının da yangından etkilendiği ortadadır. Hem geçimini sağlayan insanlar için hem de turizm açısından üzücü sonuçlar doğuracaktır.

6831 sayılı Orman Kanunu’na göre; ormanlara zarar veren ve yine kanunda belirtilen filleri işleyenler hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adlî para cezasına hükmolunur. Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak orman yangınına sebebiyet verenler iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası, kasten orman yakan kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Devletin güvenliğine karşı suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde devlet ormanlarını yakan kişi ise müebbet hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Milli varlığımız olan ormanlarımız için söz konusu cezalar öngörülmüş, tabii ki orman yangınına sebep olanlar, can kayıplarından ve yaralanmalardan da ayrıca sorumlu tutulmuştur.

28//07/2021 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanı tarafından yapılan kanun değişikliğiyle kıyılar başta olma üzere orman alanlarındaki yapılaşma tasarrufunu Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkisine bırakıyor. Hangi alanların kapsama gireceği ise doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecektir. Bu değişiklik de dikkatlerden kaçmamıştır.

Bütün bu aşamalarda peki bizim payımıza düşen ne? Belki de eleştirmekten, yargılamaktan daha da önemlisi birlik olmak. Kendimizi eğitmek ve bilinçlenmek; aksi takdirde daha çok ormanımız yanacak daha çok canımız acıyacak. Hayatımızı ve dünyamızı en iyi şekilde idame ettirebilmemiz için sorumluluk almalıyız. Geniş çerçeveden bakıp ülkemiz ve dünyamız için önlemler alıp bundan sonra doğacak zararları minimalize etmeliyiz. Bu herkesin sorumluluğudur.

 

Avukat Elif Akar

www.instagram.com/lawmeditation/?hl=tr

www.facebook.com/av.elifakar/

Yazının devamı...

4. yargı paketindeki değişiklikler

27 Temmuz 2021

Kanun teklifiyle getirilen ilk değişiklik nedir?

İlk değişiklik, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10., 11. Ve 13. maddelerinde düzenlenen idareye başvuru ve idarenin cevap süresi olan 60 günlük sürelerin 30 güne indirilmesidir. Bu yolla idari işlemlerin daha hızlı bir şekilde yürütülmesi ve vatandaşların başvurularının kısa bir süre içerisinde sonuçlandırılması amaçlanmıştır. Yine aynı kanunun 24. maddesine kararların 30 gün içerisinde yazılacağı düzenlemesi de getirilerek aynı amaca hizmet edilmek istenmiştir. İdari yargı makamları verdiği kararları 30 günlük süre içerisinde yazarak vatandaşların makul bir süre içerisinde davalarını sonuçlandıracak ve bu sayede kararların geç yazılmasından dolayı doğabilecek hak kayıplarının önüne geçilecektir.

Kadına karşı şiddetle mücadele için önemli bir gelişme

Kanun teklifiyle Türk Ceza Kanunu’nun 82, 86, 96 ve 109. maddelerinde düzenlenen kasten öldürme, kasten yaralama, eziyet ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının nitelikli hallerine; bu suçların boşanmış eşe karşı işlenmesi de eklenmiştir. Özellikle son yıllarda ülkemizde oldukça artan kadınların boşandığı erkekler tarafından şiddete maruz bırakılmasının önüne geçmek amacıyla yapılan bu düzenleme oldukça önemlidir. Fakat bu suçların nitelikli hallerinde sadece eş ve boşanmış eşe karşı işlenmesine yer vermek yapılan değişikliğin amacına ulaşmasına tam anlamıyla hizmet etmez. Şöyle ki; ülkemizde yaşanan kadına karşı şiddet olaylarında fail genellikle mağdurun eşi, sevgilisi, nişanlısı veya birlikte olduğu erkek olmaktadır. Dolayısıyla fiilin sadece eş veya boşanmış eşe karşı işlenmesini nitelikli hal olarak kabul etmek mağdurun failin sevgilisi, dini nikahlı eşi, birlikte olduğu kadın olması gibi hallerde yeterince korunamamasına yol açacak ve bu durum ayrımcılığa yol açacaktır. Nitelikli haller arasına fiilin boşanmış eşe karşı işlenmesinin de dahil edilmesi kadına karşı şiddetle mücadele bakımından oldukça olumlu bir gelişmedir. Bunun yanı sıra dini nikahlı, eş, nişanlı, birlikte yaşanılan kişi de nitelikli haller kapsamına dahil edilerek şiddet mağduru diğer kadınlara da önemli bir güvence getirilmeliydi.

Suç şüphelisi tutuklanacak mı?

Kanun teklifinin kamuoyunda en çok tartışma yaratan hükmü, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinin 3. fıkrasında katalog suçlar olarak bilinen suç tiplerinde tutuklama koşullarını düzenleyen hükme ‘’somut delillere dayanan’’ ifadesi eklenerek bu suç tipleri açısından ancak somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesinin mevcut olması halinde tutuklama tedbirine başvurulabileceği düzenleme altına alındı. Bahsi geçen katalog suç tipleri arasında cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı suçları da bulunduğundan kamuoyu nezdinde bu suç tiplerinde tutuklama için somut delil aranmasının cezasızlığa yol açacağı yönünde bir endişe meydana geldi. Cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı suçlarında somut delile ulaşma imkanı kimi zaman bulunmaz. Ya olayın yarattığı travmayla mağdur uzun bir zaman susabilir ya da failin korkutması nedeniyle çok uzun süre susmak zorunda kalabilir. Bu gibi durumlarda olayın üzerinden uzun bir süre geçtiğinden somut delil elde etme imkanı kalmayabilir. Ceza hukukunda somut delil-soyut delil ayrımı yapay bir nitelik taşımaktadır. Bu gibi durumlarda mağdurun beyanı aslen somut delil niteliği taşır. Nitekim birinci ve ikinci fıkradaki tutuklama koşulu olan somut delil şartı esasen bu düzenleme yapılmadan önce 3. fıkra hükmü bakımından da geçerliydi. Fakat uygulamada yaşanan sorunlar nedeniyle bu fıkra bakımından da düzenleme altına alma ihtiyacı doğmuştur. Ayrıca tutuklamanın bir koruma tedbiri olduğu düşünüldüğünde getirilen düzenlemenin herhangi bir hak kaybına yol açacağı kanaatini taşımamaktayım.

Kanun teklifiyle getirilen diğer yenilikler nelerdir?

Kanun teklifiyle getirilen bir başka yenilik ise, zorla getirme kararlarının teknolojik araçlar (telefon, telgraf, e-posta) yoluyla tanığa bildirilebilme imkanının verilmesidir. Bu araçlardan herhangi biriyle kararın tanığa bildirilmesi yeterli kabul edilecektir.

Yazının devamı...